ELEKTRONİK
TİCARET HUKUK ÇALIŞMA GRUBU RAPORU
8 Mayıs 1998
I. GENEL
İLKELER
A. Çalışmanın Amacı,
Kapsamı ve Elektronik Ticaretle ilgili Temel Kavramlar
1. Çalışmanın amacı
Dünyadaki gelişmeler ve
bu konudaki diğer ülke uygulamaları da göz önünde bulundurularak, son
yıllarda giderek önem kazanan elektronik ticaretin ülkemizde de vakit
geçirilmeden gelişmesini sağlamak üzere gerekli yasal altyapının tesisi
için yapılması gerekenler konusunda ortak kararlar alınmasını sağlamaktır.
2. Çalışmanın
kapsamı
Elektronik ticaretin geliştirilmesi
doğrultusunda, elektronik ticaretle ilgili ulusal mevzuatın belirlenmesi,
söz konusu mevzuatta elektronik ticaret uygulamaları açısından sorun
yaratabilecek hususların tespiti ve bunlara yönelik çözüm önerilerinin
uluslarararası norm ve standardlara uygun olarak geliştirilmesidir.
3. Temel Kavramlar
3.1. Elektronik
Ticaret:
Bireyler ve kurumların;
açık ağ ortamında ( Internet) ya da sınırlı sayıda kullanıcı tarafından
ulaşılabilen kapalı ağ ortamlarında (Intranet) yazı, ses ve görüntü
şeklindeki sayısal bilgilerin işlenmesi, iletilmesi ve saklanması temeline
dayanan ve bir değer yaratmayı amaçlayan ticari işlemlerinin tümünü
ifade etmektedir. Bu çerçevede, ticari sonuçlar doğuran ya da ticari
faaliyetleri destekleyecek eğitim, kamuoyunu bilgilendirme, tanıtım-reklam
vb. amaçlar için elektronik ortamlarda yapılan işlemler de elektronik
ticaret kapsamında değerlendirilmektedir.
3.2.
Elektronik İmza:
Bir veri mesajında bulunan
veya ona eklenen ya da mesaj ile mantıksal bir bağlantısı kurulabilen,
bireyin kimliğini tanıtan ve bireyin veri mesajının içeriğini onayladığını
gösteren elektronik formattaki imzadır.
3.3. Açık ve Gizli
Anahtar:
Sayısal imzayı oluşturan
ikili anahtar sisteminin unsurlarıdır. Anahtarlar, alfa-nümerik karakterlerin
oluşturduğu bir koddur. Açık anahtara, kullanıcı dışındaki kişiler de
erişebilmekle birlikte, gizli anahtar sadece kullanıcının kendisi tarafından
bilinir ve kullanılır. Sayısal imza, açık ve gizli anahtar setinin birbirine
uyması ile oluşur.
3.4. Şifreleme:
Elektronik ortamda iletilen
bilgiyi (mesajı) dönüştürme işlemi olup, bilginin gizliliğinin ve bütünlüğünün
bozulmamasını sağlamak üzere kullanılır.
3.5. Onay Makamı:
Elektronik ortamda bilgi
ileten kullanıcının kimliğinin doğruluğunu garanti eden, aynı zamanda
açık anahtar veri tabanına sahip kuruluşlardır.
B. Elektronik Ticaret
Hakkında Genel Bilgiler
İletişim ve bilgi teknolojilerindeki
gelişmelere bağlı olarak 1980’li yılların ikinci yarısında ortaya çıkmış
olan “elektronik ticaret” kavramı, günümüzde hem ulusal hem de uluslararası
forumlarda en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Bu gelişmenin
en önemli nedenleri; iletişim ve bilgi teknolojilerinin daha önce öngörülemeyen
imkanlar sunması, bunun yanısıra dünya ticaret hacminin “küreselleşme”
akımları ve bu akımları düzenlemeye yönelik uluslararası anlaşmalar
ile giderek artmasıdır.
Ekonomide ve uluslararası
ticaretteki küreselleşme, bilgi teknolojilerinin gelişimi ve yaygınlaşması
çağımızın en önemli gelişmeleri arasındadır. Elektronik ticaretin, uluslararası
ticaretteki küreselleşme eğilimini hızlandırarak, mevcut durumundan
daha üst boyutlara taşıması beklenmektedir. Bilgi teknolojisi ve buna
bağlı endüstriler tarafından sunulan gelişmiş bilgi ve haberleşme hizmetlerinin,
tüm ülkelerin ekonomileri üzerinde olumlu yönde etkisi olacağı düşünülmektedir.
Son yıllarda elektronik
ticaret konusundaki uluslararası katılımlı çalışmalar hız kazanmış ve
içerik olarak zenginleşmiştir. Elektronik ticaret konusunda en geniş
katılımlı konferans son olarak OECD’nin Ekim 1997’de Turku Finlandiya’da
düzenlemiş olduğu “Global Elektronik Ticaret Önündeki Engellerin Kaldırılması
Konferansı”dır. İş dünyası ile devlet uygulamaları arasındaki ilişkileri
incelemek üzere bu konferans için hazırlanan “Sacher Raporu”nun giriş
paragrafında da belirtildiği gibi insanlık, elektronik ticaretin sunduğu
imkanlar sayesinde, tarihinin en büyük teknolojik devrimi ile karşı
karşıyadır. Bu gelişme, çoğunlukla Gutenberg’in baskı tekniğini geliştirmesi
ya da 1800’lerde başlayan teknoloji devrimi ile eşdeğer tutulmaktadır.
Elektronik ticaret; ideal
tanımı çerçevesinde tam olarak otomatikleşmiş işlemleri ifade etmekte
ise de, orta vadede yapılacak tanımlamalarda çeşitli boyut ve niteliklerde
birey ve makine desteği ile gerçekleştirilen yarı otomatik işlemlerin
de elektronik ticaret kapsamında değerlendirilmesi gerekecektir. Elektronik
ticaret, elektronik dağıtım sistemleri ile olduğu kadar, geleneksel
fiziki dağıtım sistemleri ile de etkileşim halinde olacaktır. Buna göre;
telefonla, faksla ve yüzyüze yapılan işlemler de bilgisayarlar ve bilgi
ağları gibi elektronik ticaretin önemli unsurları arasında sayılacaktır.
Elektronik ticaret ile ilgili etkinlikler birbirleriyle doğrudan ilişkili
olmasalar bile bir bütünün parçalarıdır. Ancak, bütüne hiç bir kurum,
kuruluş ve ülke sahip değildir.
Her ne kadar elektronik
ticaret söz konusu olduğunda ilk akla gelen ürünler halen posta ve paket
posta servisleri gibi geleneksel yöntemlerle el değiştiren üç boyutlu,
fiziki (material goods) ürünler olsa da, elektronik olarak pazara sunulanların
büyük bir çoğunluğu on-line sipariş, ödeme, bilgisayar programları,
eğlence materyali, danışmanlık gibi gayrifiziki (non-material goods)
sunumlar (sanal sunumlar) olmaktadır. Literatürde fiziki ürünlerin elektronik
ticarete konu olması durumunda “dolaylı elektronik ticaret”, gayrifiziki
ürünler (sanal sunumlar) söz konusu olduğunda “doğrudan ya da dolaysız
elektronik ticaret” kavramları kullanılmaktadır.
Elektronik ticarete ilişkin
faaliyetler ve yasal düzenleme alanları aşağıda yer alan başlıklar altında
değerlendirilebilir:
a- Tüketicinin korunması
ile ilgili mevzuatın elektronik ticaret açısından yeniden gözden geçirilmesi,
b- Elektronik ortamda
sözleşmelerin yapılması konusunun Borçlar Hukuku çerçevesinde irdelenmesi,
c- Elektronik ortamda
elde edilen veya muhafaza edilen delillerin tanınmasının Usul Hukuku
açısından değerlendirilmesi,
d- Elektronik imza
konusunda, özellikle gizli anahtar unsurunun tevdi edileceği
bir kuruma gerek duyulup duyulmadığının incelenmesi,
e- Elektronik ödeme
araçları arasında yer alan elektronik parayı kullanıma sunacak olan
kurum ve bu kurumla ilgili hukukî çerçevenin belirlenmesi,
f- Elektronik ödeme
sistemlerinde faaliyet gösterecek operatörlerin saptanması, bu operatörler
arasında yapılacak sözleşmeler açısından Rekabet Kanunundaki ilkeleri
dikkate alan hukukî kuralların saptanması,
g- Elektronik ödeme
araçlarını verenler ile kullananlar arasındaki sorumluluk dağılımının
hukuken ve adil bir orantı gözetilerek tesisi,
h- Elektronik ödeme
araçlarının yasadışı faaliyetler için kullanılmasını önleyici cezaî
tedbirlerin alınması,
i- Elektronik ödeme
araçlarının çalınması veya kaybedilmesi halinde sorumluluk ve ispat
yükü konularının düzenlenmesi,
j- Servis sağlayıcılarının
sorumluluğu ve bunun kapsamı (özellikle pornografi, ırkçı ve şiddete
yönelik muhteva, hakaret, telif hakları ve haksız rekabet açısından),
k- Elektronik işlemler
sırasında açıklanan kişisel verilerin gizliliği ve korunması,
l- Telif Hakları
ve Komşu haklar ile ilgili Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda yer alan
çoğaltma, umuma arz, dağıtım yetkilerinin elektronik iletim açısından
yeniden gözden geçirilmesi; bu konuda WIPO (Dünya Fikrî Mülkiyet Teşkilatı)
tarafından oluşturulan diplomatik konferansta hazırlanan iki uluslararası
antlaşmaya (Telif Hakları Antlaşması ile İcracı Sanatçı ve Fonogram
Yapımcıları Antlaşması) taraf olunması hususunun değerlendirilmesi;
kopyalamayı önleyici sistem ve bilgiler ile ilgili hükümlerin yukarda
sözü edilen Kanuna ilavesinin incelenmesi,
m- On-line ticaret
sırasında haksız rekabet ve aldatıcı reklâmların irdelenmesi,
n- Elektronik ticaret
sırasında kullanılan Internet alan isimlerinin (domain names) hukuken
korunması,
o- Kamu alımlarında
on-line sisteminin kullanımı.
Diğer taraftan, elektronik
ticaret konusunda gerekli altyapının ve hukukî çerçevenin tamamlanmasının
ardından toplum ve iş çevrelerinde bu konuya ilgiyi arttırıcı ve bilgi
sağlayıcı, teşvik edici faaliyetlerin yapılması, tüm dünya ile uyumlu
bir sistem kurulması ve hukukî kuralların tespiti sırasında da bu uluslararası
niteliğe uyumlu ilkelerin benimsenmesi gerekli görülmektedir.
Bir diğer önemli husus,
elektronik iletim içindeki tüm tarafların, özellikle sektör oluşturan
tarafların (örneğin onay kurumları, servis sağlayıcılar v.s.) kendi
otokontrol mekanizmalarını kurmaları ve bu konuda kurallar geliştirmeleri,
yeri geldiğinde de bunları kararlılık içinde uygulamaları, kanunların
korumaya çalıştığı düzenin korunmasında önemli bir destek sağlayacaktır.
Bu nedenle bu konuda serbesti
tanınan alanlarda oluşan sektörün bu otokontrol mekanizmalarını kurmaları,
ilkeler geliştirmeleri teşvik edilmelidir.
1. Elektronik ticaretin
sunduğu imkanlar ve gelişim süreci
Elektronik ticaret, alıcı
ve satıcıları elektronik ortamda karşı karşıya getirdiğinden, zaman,
mekan ve personel açısından büyük tasarruf sağlayacaktır. Tüketici açısından,
toptancı, parakendeci ve bazı durumlarda da taşıyıcı gibi aracılar ortadan
kalkacağından, ayrıca geniş bir seçenek seti içinden alış-veriş imkanı
sağlanacağından ticari işlemler daha kolay, hızlı ve ucuz bir şekilde
gerçekleşecektir. Satıcılar ise yukarıda sayılanlardan başka fiziki
mekan, eleman bulundurma, stokların izlenmesi vb. konularda da tasarruf
sağlayacaktır. Elektronik ticaretin sunduğu imkanlar, serbest rekabetin
sağlanması açısından son derece uygun bir ortam oluşturmaktadır. Piyasaya
girişler serbest ve daha az maliyetlidir. Tüketiciler mal ve hizmetler
hakkındaki bilgilere daha kolay ulaşabilmekte ve karşılaştırma yapabilmektedir.
Ticari işlemler, herhangi bir aracıya bağlı kalınmadan yürütüldüğünden
maliyetler daha düşük seviyededir.
C. Elektronik
Ticaretin Altyapısının Hazırlanmasında ve Uygulanmasında Devletin Rolü
Ölçeğin giderek büyümesi
ve küresel bilgi altyapısının (KBA) sunduğu imkanların dünya ticareti
ve tüketici refahı açısından öngörülemeyecek boyutlara ulaşması karşısında,
bir yandan ülkelerin kendi fiziksel ve yasal altyapılarında uygun düzenlemeler
yapması, diğer yandan da konunun uluslararası platformlarda tartışılması,
değerlendirilmesi ve tüm dünya devletleri için geçerli olacak ilke ve
kuralların belirlenmesi gereği ortaya çıkmıştır.
KBA’nın, uluslararası
zeminlerde tartışılmaya başlaması üzerinden az bir zaman geçmiş olmasına
rağmen, KBA’nın bir alt sistemi olan elektronik ticaret konusunda devletin
düzenleyici rolünün ve uygulamada geçerli olacak ilkelerin neler olması
gerektiği konularında yapılmış çalışmalar mevcuttur. Bunlar arasında;
OECD’nin 1997 yılı sonunda Turku, Finlandiya’da düzenlemiş olduğu Konferans
Raporu, 1997 Haziran ayında yayımlanan ABD Hükümetinin resmi Raporu
ve Avrupa Topluluğu ile ABD taraflarının 1997 yılı sonunda yapmış oldukları
Ortak Açıklama örnek olarak sayılabilir.
Küresel bilgi ağları geliştikçe
elektronik işlemler için ilke ve politikalar setinin oluşturulması gereği
ortaya çıkmaktadır. Elektronik ticareti gündemine almış olan ülkelerin
ve uluslararası örgütlerin üzerinde politika oluşturmak için belirledikleri
öncelikli hedefleri başlıca dört grupta toplamak mümkündür:
a- Enformasyon altyapısına
erişimi sağlamak,
b- Elektronik sistemler
ve işlemler içinde yer alan hizmet sağlayıcılar, kullanıcılar ve tüketiciler
için güven ortamı tesis etmek,
c- Hukuki ve idari
konularda basit ve düzenleyici bir zemin hazırlamak,
d- Fiziksel mallar
ve hizmetler için ödeme ve teslimde ortaya çıkan (veya çıkabilecek)
sorunları en alt düzeye indirmek.
Modern bilgi sistemlerinin
sunduğu olanakların kamu hizmetleri açısından etkin olarak kullanılabileceği
alanlardan başlıcası kamu yönetiminin modernizasyonu, otomasyonu ve
entegrasyonudur. Günümüzde bir çok hükümetler ve özellikle büyük şirketler
düzenli haberleşmelerinde, ticari işlemlere ilişkin formalitelerin ve
prosedürlerin azaltılması, basitleştirilmesi ve mükerrerliğin önlenebilmesi
amacıyla kağıda dayalı belge değişimine önemli bir alternatif olan “Elektronik
Veri Değişimi (EDI)” ni kullanmaktadır. Formatlanmış bilginin, bilgisayar
aracılığı ile hızlı ve kolay bir şekilde iletişimine olanak tanıyan
bu sistem sayesinde belgelerde hata yapma ve tekrar oranı düşmekte,
bilgilerin sürekli güncel tutulması sağlanmakta, işlem süresi kısalmakta,
dolayısıyla kamu sektörü ve özel sektörde yönetimin rasyonalizasyonu,
maliyetlerde ise azalma sağlanabilmektedir.
Devletin elektronik ticaretteki
yeri, hem bir katılımcı olması hem de elektronik ticaretin gerçekleştiği
bilgi ağlarının kurulması ve işleyiş kurallarının belirlenmesinde otorite
olmasından dolayı önem kazanmaktadır. Nitekim, elektronik ticaret konusunda
ilk çalışmaları başlatan ülkeler (ABD, Almanya, Fransa, Kanada, ve Japonya)
ve uluslararası kuruluşlar (OECD, UNCTAD, Dünya Bankası, ve Avrupa Birliği),
özel sektörün bu konuda öncülük yapması ve desteklenmesi, hükümetlerin
elektronik ticareti düzenleyen yasaları oluştururken sınırlayıcı ve
engelleyici olmaması, Internet temelli elektronik ticarete global düzeyde
yaklaşılması ilkelerinden hareketle ilk düzenlemelerin oluşmasına zemin
hazırlamış bulunmaktadırlar.
Elektronik ticaretin öngörülen
hızla gelişmesi, hem ilgili devlet organlarının (kamu) hem de özel sektörün
bu konudaki çabalarına bağlıdır. Ayrıca, elektronik ticaretin geliştirilmesi
için bu alanda gelişmiş ülkeler ile kamu ve özel sektör kuruluşları,
üniversiteler ve araştırma kurumları arasında kesintisiz bir işbirliğinin
sağlanması, toplumun her kesiminin gelişmelerden haberdar edilmesi,
taraflar arasında görüş birliği sağlanarak kullanıcılara güvence temin
edecek yasal düzenlemeler yapılması ve bu konuda yatırımların özendirilmesi
gerekmektedir.
1. Elektronik ticaretin
gelişmesi açısından devletin fonksiyonları ve devlet müdahalesinin sınırları
Gelişmiş toplumlarda devlet,
serbest piyasa koşullarında yürütülmekte olan ekonomik faaliyetlere
doğrudan katılmak yerine kural koyucu, sistemin işleyişini düzenleyici
ve gözetici bir rol üstlenmektedir. VII. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda
da benzer ilkeler benimsenmiş ve devletin ekonomiye ve piyasalara müdahalesinin
en aza indirilmesi öngörülmüştür. Plan’da devletin fonksiyonları; toplumsal
refahın artırılması, kaynakların etkin kullanımı, pazarın açık tutulması
ve belirsizliklerin en aza indirilmesi amaçlarına yönelik olarak, ekonomik
faaliyet kurallarının düzenlenmesi ve uygulamaların bu kurallara uygun
olup olmadığının gözetilmesi olarak tanımlanmıştır.
Elektronik ticaret söz
konusu olduğunda da devletin fonksiyonları yukarıda belirtilen hususlara
benzerlik gösterecektir. Elektronik ticaret, doğası gereği ekonomik
aktivitelerde etkinliğin artırılmasının önemli, giderek belki de en
önemli aracı olmaya adaydır.
Elektronik ticaretin geliştirilmesi
açısından devlete iki görev düşmektedir. Bunlardan birincisi; devletin
asli görevlerinin yürütülmesinde elektronik ticaretin sağladığı imkanların
azami ölçüde kullanılmasıdır. Bu çerçevede; yürütme erkini elinde bulunduran
hükümetler, idare ve hizmet etme işlevlerini yerine getirirken elektronik
ticaretin sunduğu imkanları kullanmalı ve geliştirmelidirler. Nüfus
ve vatandaşlık bilgilerinin gerekli olduğu hizmetler, vergi tahakkuku
ve tahsilatı, kamu mal ve hizmet alımları buna örnek olarak gösterilebilir.
Devletin bu konudaki ikinci,
fakat ilkinden daha önemli temel görevi ise elektronik ticaret için
gerekli fiziksel ve yasal altyapıyı oluşturmaktır. Elektronik ticaretin
fiziksel altyapısının kurulması belirli bir takım teknik gereklerin
yerine getirilmesine bağlı olduğundan, büyük oranda teknolojik gelişmelere
bağımlı kalmaktadır. Günümüzde ulaşılmış olan teknolojik seviye, elektronik
ticaretin fizik altyapısının hazırlanmasına imkan sağlayacak niteliktedir.
Elektronik ticaret için gerekli olan yasal altyapının oluşturulması
ise fiziki altyapıya nazaran daha güç görülmektedir. Bunun en önemli
nedenleri arasında; geleneksel ticarette kullanılan yöntem ve araçların
büyük bir kısmının elektronik ticaret için kullanışlı olmaması, dolayısıyla
mevcut yasal düzenlemelerde değişiklik yapılması zorunluluğu, yapılacak
yeni yasal düzenlemelerin diğer ülke normlarına uyumu gerekli olmasına
rağmen bu konuda henüz bir uluslararası fikir birliğine varılmamış olması,
teknik altyapıda mevcut bir takım eksikliklerin hukuk normlarının oluşturulması
aşamasında neden olduğu zorluklar sayılabilir.
Değişik uluslararası forumlarda,
elektronik ticaret konusunda yapılacak düzenlemeler için belirlenmiş
olan ilkeler şöyle özetlenebilir:
1. Devlet (ya da
kamu), Internetin sağladığı imkanlardan sağlanacak faydanın artırılması
ve sistemin gerekli düzenlemeleri mümkün olduğu kadar kendi kendine
yapması konularında özel sektöre destek olması gerekmektedir.
2. Devlet, yeni ve
gereksiz düzenlemeler yapmaktan, ticari işlemlere ilave bürokratik işlemler,
vergiler, tarifeler uygulamaktan mümkün olduğunca kaçınmalıdır.
3. Devlet düzenlemelerinin
gerekli olduğu durumlarda, bu düzenlemeler yönlendirici, tutarlı ve
anlaşılabilir bir yasal altyapıyı sağlayacak şekilde ve en alt düzeyde
yapılmalıdır.
4. Mevcut düzenlemeler
gözden geçirilir ve iyileştirilirken, Internetin sağlayacağı imkanlar
ile elektronik çağının gerekleri dikkate alınmalıdır. Ancak, geleneksel
ticaret karşısında elektronik ticarete herhangi bir avantaj sağlanmamalıdır.
5. Yapılacak düzenlemeler,
uluslararası normlara uygun olmalı ve dünya ticaretinin geliştirilmesine
hizmet etmelidir.
6. Açık ağ kullanımı
yaygınlaştırılmalı, bireysel kullanıcılar ve özellikle KOBİ’ler elektronik
ticaret konusunda bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir.
Yukarıda yer alan ilkeler
çerçevesinde, elektronik ticaret konusunda devletin rolü sınırlandırılmaktadır.
Genel ve vazgeçilemez ilke, sistemin kendi kendisini düzenlemesi ve
özel sektörün öncü rol oynamasıdır. Devlet, ekonomik sistemdeki aktörlerden
biri ve en büyük alımları (kamu ihaleleri) yapan bir unsur olarak önemli
olmakla birlikte, sistemin esas kullanıcıları büyük ve küçük işletmeler
ile tüketiciler olacaktır. Bu alanda devlete düşen görev, kamu yararını
ve tüketicinin haklarını korumak, sistemin güvenliğini ve güvenirliğini
sağlamaktır.
Devlet, elektronik ticaretin
geliştirilmesi amacına yönelik olarak öncelikle gerekli yasal altyapıyı
oluşturmak zorundadır. Elektronik ticaretin yasal altyapısının hazırlanmasında
sorun yaratabilecek alanlar hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülkeler
açısından benzer özellikler taşımaktadır. İçinde bulunduğumuz dönemde
bu konudaki yasal altyapısını tam olarak oluşturmuş örnek bir ülke olmadığı
gibi, sorun alanlarının çoğu üzerindeki tartışmalar henüz sonuçlandırılmamıştır.
Bu bakımdan, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından, gelişmiş
ülkelere göre herhangi bir geride kalmışlık söz konusu değildir. Bununla
birlikte; elektronik ticaret konusunda yaşanan hızlı gelişmeler, ülkemizde
de gerekli yasal altyapının oluşturulmasına yönelik hazırlıkların bir
an önce tamamlanmasını gerekli kılmaktadır. Söz konusu hazırlıklar;
uygun ve sürdürülebilir (güven verici ve güvenli) fiziksel altyapının
oluşturulmasının yanısıra, yeni ortaya çıkan işlemlerin tanımlanması,
ilk kez karşılaşılacak olan, dolayısıyla herhangi bir mevcut yasal düzenlemeye
konu olmayan muhtemel durumların belirlenmesi, bunların düzenlenmesine
yönelik önerilerin geliştirilmesi ve yasalaştırılması, mevcut yasal
düzenlemelerin elektronik ticarete engel teşkil eden kısımlarının ayıklanması
şeklinde özetlenebilir.
Karar alıcının amacı;
güvenilir, şeffaf, ucuz, kolay ulaşılabilir ve kullanılabilir olan ve
rekabet ortamı yaratan bir elektronik ticaret sistemi için yasal altyapıyı
oluşturmak olmalıdır. Bu amaç doğrultusunda; iletilen bilginin gizliliğinin,
bütünlüğünün sağlanması ve kimlik sahteciliğinin önlenmesi, tüketicilerin
ve kullanıcıların haklarının korunması, telekomunikasyonun rekabete
açılması, vergilendirme, bankacılık, sigortacılık, fikri mülkiyet hakları,
anlaşmalıkların halli süreci vb konularda yeni düzenlemeler yapmak ya
da mevcut mevzuatı gözden geçirmek gerekecektir. Ulusal yasal düzenlemeler
yapılırken, uluslarası ve bölgesel organizasyonların yaklaşımları ile
Roma-Germen hukuk sistemi kökenli ülkelerin elektronik ticarete ilişkin
mevzuat çalışmaları özellikle değerlendirilmelidir.
Bu çerçevede, çözülmesi
gereken hukuki sorunların başlıcaları şunlardır:
1. Bilginin gizliliğinin,
bütünlüğünün sağlanması ve kimlik sahteciliğinin önlenmesi;
2. Elektronik ortamda
gerçekleştirilen işlemlere ve kayıtlara yasal geçerlilik kazandırılması;
3. Tüketicilerin hak ve
menfaatlerinin korunması;
4. Fikri mülkiyet haklarının
korunması;
5. Elektronik ticaretin
vergilendirilmesi;
6. Lojistik sorunların
giderilmesi/azaltılması.
Bunun yanısıra; toplumsal
refahın artırılması ve sunulan sosyal hizmetlerin geliştirilmesi amacıyla
elektronik ticaret için oluşturulan altyapının sağlık, eğitim gibi hizmetler
için de kullanılması imkanlarının gözardı edilmemesi gerekmektedir.
D. Veri İletim Altyapısının
Düzenlenmesi
Veri iletim altyapısının
geliştirilmesi, elektronik ticaretten beklenen faydanın sağlanması açısından
hayati öneme sahiptir. Elektronik ticaret, açık ağ sisteminin ( Internet)
kolay erişilebilir ve söz konusu ağ üzerinden sağlanan hizmetlerin ucuz
ve güvenilir olmasına bağlı olarak benimsenecek ve gelişecektir.
Veri iletim altyapısında,
genel olarak iki sorun noktası bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, fiziksel
veri iletim altyapısının rekabete açık bir yapıya kavuşturulması, diğeri
ise açık ağlarda kullanıcıların ya da servis sağlayıcıların adreslerini
belirten alan isimleri tahsis ve kullanımının, sistemin güvenliğini
ve güvenirliğini en üst düzeyde sağlayacak şekilde düzenlenmesidir.
1. Fiziksel Altyapı
Hizmetlerinin Rekabete Açılması
Elektronik ticaretin kısa
sürede gelişmesi ve yaygınlaşmasının kolay erişim, uygun fiyat, kullanıcı
kolaylığı gibi gereksinimlerin karşılanabilmesi şartıyla tam rekabeti
sağlamaya yönelik önemli bir araç olacağı, özellikle KOBİ'ler için çok
önemli imkanlar sağlayabileceği düşünülmektedir. Bu çerçevede, hem bilgi
hem de iletişim teknolojileri alanlarında engeller kaldırılmalı ve rekabet
gerek ulusal gerekse uluslararası boyutlarda sağlanmalıdır. Uluslararası
bağlamda küresel pazarların ortaya çıkmasına önemli katkıda bulunması
hedeflenen ve bu yönde 69 ülkenin taahhüdünü içeren WTO Anlaşmasının
etkin telekomunikasyon altyapısı konusunda önemli bir adım teşkil ettiği
ifade edilmektedir. Ayrıca, OECD üyesi ülkeler bünyesinde de bilgi ve
iletişim hizmetlerinin liberalizasyonu ve elektronik ticaret iletişim
altyapılarının kurulması ve geliştirilmesi üzerinde önemli çabalar gözlenmektedir.
Bazı OECD ülkelerinde telekomunikasyon tekelleri halen mevcut olmakla
birlikte bunların ortadan kaldırılması için belirgin bir hareket söz
konusudur.
1.1. Türkiye’deki
Durum
4046 sayılı Özelleştirme
Kanunu çerçevesinde; kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi ve bu kuruluşların
faaliyetleri, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda öngörülen
ilke ve kurallara tabidir. Özelleştirme uygulamaları sonucunda ilgili
piyasada rekabetin korunması ve kamu tekelleri yerine zorunlu olmadıkça
özel tekellerin yaratılmamasına özen gösterilmesi gerektiği açıktır.
Ancak, yapılan işin ve koşulların gereği zorunlu olarak ortaya çıkacak
özel tekellerde hakim durumun kötüye kullanılması ihtimaline karşılık
rekabet otoritesi bir güvence oluşturmaktadır.
Türkiye’de telekomunikasyon
hizmetleri altyapısıyla ilgili faaliyetleri yürütme yetkisi; 10.06.1994
tarih ve 4000 Sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değişik 406 Sayılı Kanunun
1 inci maddesinde yer alan "Posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler T.C Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce, telekomunikasyon
hizmetleri ise Türk Telekomunikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından
yürütülür." Hükmü gereğince Türk Telekomunikasyon A.Ş.’ne verilmiştir.
Aynı Kanun’un 2 inci maddesi
ile 406 Sayılı Kanuna eklenen Ek:18 inci maddesinde yer alan "
Bakanlık mobil telefon, çağrı cihazı, data şebekesi, akıllı şebeke,
kablo TV, ankesörlü telefon, uydu sistemleri, rehber basım ve benzeri
hizmetler konularında sermaye şirketine tekel oluşturmayacak koşulları
da dikkate almak suretiyle işletme lisans ve ruhsatı (sermaye şirketlerinin
devralacakları ve bizzat kuracakları tesislerin işletmesine yönelik
olarak) verebilir." hükmüne göre ise, Türk Telekomunikasyon Anonim
Şirketi katma değerli telekomunikasyon hizmetleri konusundaki haklarını
lisans ve ruhsat verme yoluyla devredebilmektedir.
Türk Telekomunikasyon
Anonim Şirketi, faaliyetlerini halen Turnet, Turpak ve kablo TV gibi
altyapılar üzerinde sürdürmekte olup, 1998‘de hizmete girmesi beklenen
ve Turnet’in yerine geçecek olan TTnet Projesinin hazırlıkları ise sürdürülmektedir.
ÖNERİ
Telekomunikasyon hizmetlerinin
serbestleştirilmesi, elektronik ticaretin geliştirilmesi açısından önem
taşımaktadır. Böylece; sektör rekabete açılarak hizmetin kalitesi artırılacak,
maliyetler düşürülecek ve sisteme erişim kolaylığı sağlanarak kullanımın
yaygınlaştırılması mümkün olacaktır.
Telekomunikasyon sektörünün
ticari esaslar dahilinde ekonomik yönden daha verimli ve etkin yürütülmesi
amacıyla liberalize edilerek serbest rekabete açılması, devletin işletmeci
rolünden sıyrılması gereği bulunmaktadır. Telekomunikasyon altyapısının;
“herkese, her zaman, her yerde adil ve yaygın erişim hakkı sağlamak”
ilkesi çerçevesinde geliştirilmesi için tedbirler alınmalıdır. Telekomunikasyon
sektörünün 2005 yılı sonuna kadar serbest rekabete açılması, aynı zamanda
Türkiye'nin Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde işleyen Hizmet Ticaretine
İlişkin Genel Anlaşma doğrultusunda vermiş olduğu taahhütler gereğidir.
2. Alan İsimleri Tahsis
Sisteminin Düzenlenmesi
Internet giderek artan
bir hızda ticaret, eğitim ve iletişim için uluslararası bir araç haline
gelmekte, bu hızlı gelişme ise alan isimleri tahsis sisteminde varolan
yasal ve kurumsal düzenleme eksikliğinden kaynaklanan problemlerin vakit
geçirilmeden çözülmesi ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.
Dünyada Internet adresleri
IP(Internet Protocol) ismi verilen sayısal adresler ile alan ismi (Domain
Name) olarak adlandırılan ve insanlara bir anlam ifade eden kısaltmalardan
oluşan adreslerden meydana gelmektedir. Alan isimleri Amerika’da Ulusal
Bilim Vakfı’nın (NSF) finansörlüğü ile çalışan Network Solutions Inc.
(NSI) tarafından tahsis edilmektedir. IP adresleri ise yine Amerika’da,
1997 yılından itibaren Internet Tahsisli Sayılar Otoritesi (IANA) tarafından
verilmektedir. Bu iki kuruluşun yetki alanları Kuzey ve Güney Amerika,
Sahra Afrikası ve Karaiblerdir. Avrupa’da ise bu işi RIPE yaparken,
Asya-Pasifik bölgesinde APNIC yürütmektedir.
Alan isimleri bir yandan
.com, .org, .net gibi birinci derece alan isimlerinden (TLD), diğer
yandan kişilerin sanal adresini oluşturan ikinci derece alan isimlerinden
(SLD) oluşmaktadır.
Internet Alan İsimleri
Sistemi’nde (Domain Name System-DNS) NSI, .com, .edu, .org ve .net altındaki
tüm ikinci derece alan isimlerinin tahsisini yapmaktadır. 1995 yılının
sonlarında daha önce ücretsiz olan tahsis işlemine bu şirket tarafından
ücret konmuş ve uluslararası Internet toplumunun bundan duyduğu rahatsızlık
üzerine DNS’nin tekel yapısının değiştirilmesi ve rekabetçi bir yapıya
kavuşturulması amacıyla çalışmalar başlamıştır.
IANA’nın girişimleri üzerine,
22.10.1996 tarihinde Avrupa’da; Internet Topluluğu (ISOC), Internet
Tahsisli Sayılar Otoritesi (IANA), Uluslararası Markalar Birliği (INTA),
Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO), Uluslararası Telekomünikasyon
Birliği’nin (ITU) biraraya gelerek oluşturduğu Uluslararası Ad-Hoc Komite
(IAHC) global düzeyde kamuyu (herkesi) ilgilendiren, TLD tescili ile
ilgili yeni bir sistem önerisinde bulunmuştur. Ad-Hoc Komite; Politika
Danışma Organı (PAB), Politika İzleme Komitesi (POC) ve Tahsis Makamları
Konseyi (CORE) olmak üzere üç organ oluşturmuş; ayrıca, gerek bu organların
yapısı ve işleyişi gerekse hem organların tabi olacağı kurallar hem
de ülkelerde alan ismi tahsisi yapan kurumların izleyebileceği ilkeleri
bir Mutabakat Metni’nde (Jenerik Birinci derece Alan İsimleri Mutabakat
Metni-gTLD-MoU) saptamıştır. Bu Metin’de ayrıca, yeni tespit edilen
TLD’ler ile SLD’ler arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü konusunda
WIPO bünyesinde oluşturulacak bir tahkim ve arabuluculuk sistemine de
atıfta bulunulmuştur.
Bugüne kadar değişik ülkelerden
88 alan ismi tahsis kurumu CORE’a başvurarak “gTLD-MoU” ilkelerini kabul
etmiş ve CORE uygulamasını benimsemiştir. Bu kuruluşlardan 35’i Avrupa
Birliği ülkelerinden, 24’ü ABD’den gelen alan ismi tahsis kurumlarıdır.
CORE halen yedi adet yeni TLD (.firm, .store, .web, .arts, .rec, .info,
.nom). üzerinde çalışmaktadır.
Bu çalışmaların yanısıra,
ABD Ulusal Bilim Vakfı’nın NSI ile yapmış olduğu sözleşme 1998 yılı
içerisinde sona ermekte olduğundan, Amerika’da da DNS’nin özel sektöre
transferi hususunda çalışmalara hız verilmiş; TLD’lerin tespiti, yenilerinin
yaratılması; bunların SLD’ler ile ilişkisi; aralarındaki uyuşmazlıkların
çözümü açısından 18.2.1998 tarihinde bir “Yeşil Kitap (Green Paper)”
hazırlanmıştır.
Bugün üzerinde uzlaşılan
husus, birinci derece alan isimlerinde (TLD), kamu yararının bulunması
nedeni ile bu konunun uluslararası bir sistem çerçevesinde düzenlenmesi;
ikinci derece alan isimlerinde (SLD) ise yapısal sistem açısından ülkelerin
tercihleri doğrultusunda hareket etmesidir.
Internet DNS’nin özel
sektöre transferi hususunda bu iki çalışma arasında bazı farklar vardır
ve konu dünyada halen tartışılmaktadır.
Bu alanda ortaya çıkan
sorun noktaları iki grupta toplanmaktadır:
1. DNS’nin yönetimi nasıl
olmalıdır?
Bu konuda, “Yeşil Kitap”
kar amacı gütmeyen bir kurum oluşturmakta ve halihazırda NSI’nın yaptığı
işin bu kurum tarafından yürütülmesini önermektedir. Bu kurum kar amaçlı
olmayacak ve bölgesel kayıt kurumları temsilcileri, İnternet Mimarisi
Kurulu üyeleri ve İnternet kullanıcıları birliği üyelerinden oluşan
bir Kurulca yönetilecektir. Yeşil Kitap’ta, bu yeni kurumun IP adreslerinin
tespiti ve dağıtımını yapması, yeni oluşturulacak TLD politikasını saptaması,
bu iki konuyu koordineli yürütmesi, merkezinin ABD’de olması ve ABD
kanunlarına göre oluşması ve alt tahsis kurumlarının rekabetini desteklemesi
gibi öneriler bulunmaktadır.
Bu konudaki CORE önerisine
göre; DNS tahsis kurumları, İnternet Tahsisli Sayılar Otoritesi, İnternet
Topluluğu, İnternet Mimarisi Kurulu, Uluslararası Telekomünikasyon Birliği,
Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı ve Uluslararası Markalar Birliği gibi
çeşitli Internet kuruluşlarından oluşturulmuş olan Politika İzleme Komitesi
(POC) tarafından yönetilecektir.
2. Alan isimleri kayıt/tahsis
kurumları kar amacı gütmeyen tek bir kurum tarafından mı yoksa birbirleriyle
rekabet eden kar amaçlı bir grup şirket tarafından mı kontrol edilmelidir?
Internet DNS hiyerarşik
bir yapıdadır. En alt kademede müşterileri için alan isimleri veren
şirketler olarak kayıt kurumları vardır. Onların üzerinde .com, .edu
ve benzeri tüm ulusal birinci derece alan isimlerini veren gerçek kayıt
kurumları bulunmaktadır. Bunlar alan isimlerinin kaydını yapan asıl
kurumlardır. Mevcut durumda, alan isimlerini NSI tahsis etmekte ve ayrıca
.com, .edu ve .org kayıtlarını da kontrol etmektedir. Bu alan isimlerini
isteyen herkes NSI’ya başvurmak zorundadır.
Yeşil Kitap ve CORE önerileri
arasındaki en önemli fark, DNS özel sektöre transfer edildikten sonra
kayıt kurumlarını kimin ve hangi kuruluşun kontrol edeceğidir.
Yeşil Kitap, bir kayıt
kurumunun kontrolünü birkaç tane kar amaçlı şirkete bırakmayı önermektedir.
Bu kontrol halen .com, .edu ve .org alan isimlerinin NSI elinde olan
kontrol sistemine benzer şekilde yapılacaktır. Böylece, NSI ve diğer
şirketler kendi kayıt kurumları üzerinde doğal tekel olacaklar ve müşterileri
için kendi aralarında rekabet edeceklerdir. Müşteriler çeşitli kayıt
şirketleri olacaktır.
CORE önerisi ise, tüm
ferdi kayıt kurumlarını da içine alan eşit katılımlı kar amacı gütmeyen
bir kayıt kurumunu oluşturmaktadır. Bu öneri ile, .com, .edu ve .org
gibi kayıtları yapan NSI bundan vazgeçmek zorunda kalacak (bu kayıtlar
yeni oluşturulan kurumun içinde yer alacak) ve NSI bir kayıt kurumu
olarak kayıt işlemini kontrol üstünlüğünden vazgeçerek diğer bütün kayıt
kurumları ile (yaklaşık 100 adet) rekabet edecektir. CORE grubuna göre,
kayıt işlemi daha çok idari bir işlem olduğundan ve müşteriler için
bir katma değer yaratmadığından, kayıt yapılması aşamasında rekabete
gerek yoktur. CORE’a göre .com,.firm gibi tüm birinci derece alan isimlerinin
kontrolünü yapacak olan tahsis kurumu POC tarafından idare edilecektir.
Görüldüğü üzere Avrupa’da
oluşturulan Ad-Hoc Komite ile Amerikan “Yeşil Kitap” önerisi arasında
farklar bulunmaktadır. Avrupa Birliği 25.2.1998 tarihinde ABD önerisini
Sadece ABD yargı sistemine yer vermesi, uyuşmazlıkların çözümünde WIPO’ya
atıfta bulunmaması ve Uluslararası Ad-Hoc Komite’den bahsetmemesi nedeni
ile eleştirmiştir.
2.1. Türkiye’de
Alan İsimleri Tahsisi
Türkiye’de birinci ve
ikinci derece alan isimlerinin yönetimi ve koordinasyonu 1993 yılından
itibaren ODTÜ tarafından sürdürülmektedir. Bu iki derecenin altındaki
alan isimlerinin yönetimi kurumların kendi sorumluluğu içindedir. Örneğin,
DPT şebekesini kullanan elemanların açık ağ alan isimleri DPT tarafından
kurum içi düzenleme ile tahsis edilmektedir.
Alan isimleri kayıtlarında
pek çok ülkede uygulanan “ilk gelen ilk alır” yönteminin büyük sakıncalar
yaratmasından dolayı, ODTÜ bu işlem sırasında oluşabilecek bazı idari
ve teknik problemleri ortadan kaldırmak amacıyla “kayıt kuralları” belirlemiş
ve Internette açık ortamda kamuoyuna sunmuştur.
Buna göre, ODTÜ alan isimlerinin
belirlenmesinde özetle aşağıdaki temel kuralları gözetmektedir:
-Alan ismi taleplerini,
başka kurumların isimlerinin alınmaması açısından incelemektedir (kontrol
edilebildiği ölçüde);
-Aynı alan ismi daha önce
alınmış ise, ortaya çıkan sorun taraflar arasında çözülmektedir;
-Bu nedenle açılacak davalarda
muhatabın ismi ilk talep eden taraf olduğu ve mahkeme kararı ile kanıtlanıp,
değişiklik talep edilmesi halinde ODTÜ buna uygun düzeltmeyi yapmaktadır,
-Kurumların sadece kendi
ticari isimleri ile doğrudan ilgili isimi kayıt ettirebileceği, jenerik
alan isimlerinin verilmeyeceği belirtilmektedir;
-Alan isimlerine ait her
türlü bilgi gizli olmayıp kamuoyuna açık olacaktır;
-Mevcut bir alan isminin
yanlışlıkla bir başka kuruma verilmiş olması halinde bu yanlışlık farkedildiği
anda yeniden ilk sahibine iade edilecektir.
ÖNERİ
Yukarıda söz konusu edilen
düzenlemeler mevcut olmasına rağmen; dünyada olduğu gibi ülkemizde de
alan isimleri kayıt sisteminde kendiliğinden oluşan ve yasal temeli
olmayan bir yapı mevcuttur. Bu alanda dünyadaki gelişmelerin izlenerek,
birinci derece alan isimleri tahsisinin ticari amaç gözetmeyen ve kamusal
yönü ağır basan bir kurum tarafından yapılması, ikinci derece alan isimlerinin
ise rekabete açık bir sistem içerisinde tahsis edilmesi hususu tartışmaya
açılmasında ve ülkemize en uygun yöntemlerin bu şekilde tesbit edilmesinde
yarar görülmektedir.
II. ELEKTRONİK
TİCARET HUKUK ALTYAPISI (TEMEL UNSURLAR; BİLGİNİN GİZLİLİĞİ, BÜTÜNLÜĞÜ
VE KİMLİK BELİRLEME)
A. Elektronik İmza,
Onay Kurumu ve Sözleşme Oluşumu
1. Elektronik İmza
Elektronik ticaretin gelişebilmesi
ve kullanıcılar tarafından benimsenebilmesinin ilk şartı; açık ağ sistemine
duyulan güvenin sağlanmasıdır. Bu açıdan; taraflar arasında iletilen
bilginin gizliliği, bütünlüğü ve tarafların kimliklerinin doğruluğu
kurulacak olan teknik ve yasal altyapı ile garanti edilebilmelidir.
Söz konusu şartlar, elektronik imza ile sağlanabilmektedir. Bu nedenle,
elektronik ticaretle ilgili çalışmalarda ileri bir çok ülkenin yasal
düzenlemelerde önceliği elektronik imza mevzuatı çalışmalarına vermeleri
bir rastlantı değildir. Elektronik imza yasaları halen Almanya, Singapur
gibi ülkeler ile ABD’nin birçok eyaletinde uygulanmaktadır.
Elektronik imza; bir bilginin
üçüncü tarafların erişimine kapalı bir ortamda, bütünlüğü bozulmadan
(bilgiyi ileten tarafın oluşturduğu orijinal haliyle) ve tarafların
kimlikleri doğrulanarak iletildiğini elektronik veya benzeri araçlarla
garanti eden harf, karakter veya sembollerden oluşmuş bir seti ifade
eder. Bu tanımda kullanılan “bilgi” sözcüğü, herhangi bir elektronik
ortamda yaratılan, iletilen ya da depolanan ve daha sonra yeniden kulanılabilir
şekilde geri çağırılabilen her türlü bilgiyi içermektedir. Elektronik
imza, günümüz teknolojisinde çeşitli şekillerde olabilmektedir. Halen
kullanılan imza dosyaları, biyometri tekniği (kullanıcının parmak ya
da el izi, göz retinası vb. kişiye has özellikler) ile oluşturulan imzalar
ve sayısal imzalar en çok bilinen ve tartışılan elektronik imza çeşitleridir.
Sayısal imza; elektronik
imzanın özel bir çeşidi olup, bir anahtar çifti (açık ve gizli anahtarlar)
ile elektronik ortamda iletilen veriye vurulan bir mühürdür. Sayısal
imzalar göndericinin kimliğinin açık ve net bir biçimde teyidini, elektronik
dokümanın orijinalliğini ve güvenilirliğini mümkün kılar. Gönderici
için ve mesajın gönderildiği taraf için tek olan sayısal imzalar doğrulanabilir
ve inkar edilemez.
Sayısal imzada amaç; elle
imza atma işlemini elektronik ortamda yapabilmek için zemin yaratmaktır.
Sayısal imzanın işlevi;
elektronik ortamda aslından ayrılamayan sahte imzayı ve orijinal dokümanların
değiştirilmesini önlemektir.
Birleşmiş Milletler Genel
Kurulunun 28 Mayıs-14 Haziran 1996 tarihleri arasında New York’ da yapılan
29. Toplantısında Elektronik Ticarete ilişkin Model Kanun ve konuya
ilişkin Yasal Rehber’in kabul edilmesinden sonra, “sayısal imza ve onay
makamları (certification authorities)” ile ilgili olarak diğer ülkelerin
mevcut düzenlemelerinden de yararlanılmak suretiyle taslak bir metin
hazırlanmıştır. Söz konusu Taslak’ta elektronik imza konusunda aşağıdaki
hususlara yer verilmiştir.
İmza; “kimliğini ve
ekli bilgiye onay verildiğini göstermek niyetiyle bir kimse tarafından
(veya onun namına) kullanılan herhangi bir işaret veya kabul edilen
herhangi bir güvenlik usulüdür.”
Elektronik imza; “kimliğini
ve mesaj içeriğine onay verildiğini göstermek niyetiyle bir kimse tarafından
(veya onun namına) mesaja eklenen veya mantıksal olarak mesaja bağlı
olan elektronik bilgidir.”
Güvenli Elektronik
İmza; “Taslağın 4 ve 5. Maddelerine uygun sayısal imza ya da bir güvenlik
usulü aracılığıyla belirli bir kişiye ait olduğu tespit edilebilir elektronik
imza ya da olayın özelliğine göre ticari ilişkiler çerçevesinde makul
görülen ve taraflarca daha önce kararlaştırılan ve uygulanan elektronik
imzadır.”
Güvenli imzanın standart
özellikleri, Taslak’ta şu şekilde özetlenmiştir;
a) Teklik: Elektronik
imzaların birbirinden farklı olması anlamına gelmektedir. Ya parmak
izi, retina taraması gibi biyometrik yöntemlerle ya da çift anahtar
kullanımıyla teklik şartı yerine getirilebilmektedir.
b) Kimlik Tespiti:
Elektronik imza sahibinin kimlik tespitinni sağlanması anlamına gelmektedir.
Bu tespitin çabuk, nesnel ve otomatik olması özellikleri üzerinde durulmaktadır.
c) Güvenilirlik:
Elektronik imzayı kullanan olarak kimliği tespit edilen kişinin gerçekten
mesajı imzalamış olması anlamına gelmektedir. Üçüncü bir güvenilir kişinin
(Trusted Third Party), örneğin onay makamının süreç içerisinde üstelendiği
görevin önemi ve yararı belirtilmektedir.
d) Bağlantı; mesajla
imza arasında bağlantı olması anlamına gelmektedir. Mesaj değiştiğinde,
elektronik imza geçersiz hale gelmelidir.
Sayısal imza;
Bu konuda Taslak’ta
iki değişik tanım mevcuttur:
1- Sayısal imza,
mesaj özetleme fonksiyonu ve asimetrik şifreleme sistemi yardımıyla
bir veri mesajının dönüştürülmesinden teşekkül eden bir tür elektronik
imzadır. Bu şekilde dönüşüme uğramamış ilk mesaja ve imzacının açık
anahtarına sahip bir kişi dönüşümün imzacının açık anahtarına denk gelen
açık anahtarıyla gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini ve dönüşümden
sonra ilk mesajın değişip değişmediğini kusursuz olarak tespit edebilir.
2- Sayısal imza;
veri mesajına eklenen sayısal (bilgisayarlarca kullanılan ikili sistem
açısından) değerdir. İmzacının gizli şifreleme anahtarına bağlı matematiksel
bir usul kullanılarak, bu sayısal değer yalnızca imzacı tarafından üretilebilmektedir.
Bu matematiksel usul açık anahtarla şifreleme esasına dayanmaktadır.
Bu matematiksel usuller bir veri mesajına uygulandığında mesajı dönüştürmekte
ve mesajı alan taraf imzacının açık anahtarını bildiğinden, dönüşümün
imzacının açık anahtarına karşılık gelen gizli anahtarıyla gerçekleştirilip
gerçekleştirilmediğini ve dönüşümden sonra orijinal mesajın değişip
değişmediğini kusursuz olarak tespit imkanına sahip olmaktadır.
Eğer veri mesajı, bir
onay makamı tarafından verilen bir sayısal imza sertifikasının geçerlilik
süresi içinde imzalanmışsa, bu sayısal imza güvenli elektronik imza
olarak kabul edilmektedir.
Taslak’ta yer alan
ve elektronik imzaya ilişkin olarak aksi ispat edilene kadar geçerli
olan karineler ise şunlardır:
a) Elektronik
imza mesaja eklendiği andan itibaren mesaj değişmemiştir.
b) Elektronik
imza ilgili şahsın imzasıdır.
c) Elektronik
imza, imza sahibi tarafından mesajı imzalamak amacıyla mesaja eklenmiştir.
Teknolojik gelişmeler
ya da diğer sebeplerle, elektronik imzanın doğrulanması için kullanılan
bir usulün genel olarak güvenilir olmadığını gösteren deliller mevcutsa
veya taraflarca kararlaştırılan güvenlik usulünün güvenli bir şekilde
uygulanmadığına işaret eden deliller mevcutsa yukarıda sayılan karinelerin
aksi ispat edilebilmektedir.
İspat hukuku açısından,
elektronik imzalı mesajı alan ya da güvenen taraf karineye dayanacak,
ispat yükü ise elektronik imza sahibi üzerinde olacaktır.
Elektronik imzanın
aidiyeti konusunda aşağıdaki hüküm üzerinde anlaşmaya varılmıştır;
“Güvenli bir elektronik
imzanın yetkisiz olarak kullanıldığı ispat edilmedikçe, imzalayan olarak
görünen taraf ile güvenen taraf arasında, güvenli bir elektronik imzanın,
imzalayan olarak görünen tarafa ait olduğu kabul edilir.”
Güvenli bir elektronik
imzadan doğan sorumluluk şu şekilde ifade edilmiştir; “Yetkisiz bir
elektronik imza kullanımıyla ilgili olarak, imzaya yetkili taraf, muhatabın
böyle bir mesaja güvenmesini engelleyici makul bir özen göstermemişse,
ortaya çıkan zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Ancak güvenen taraf,
uygun bir üçüncü şahıstan bilgi almışsa veya imzanın ilgili şahsa ait
olmadığını biliyorsa yada bilmesi gerekiyorsa sorumluluk ortadan kalkar.”
Taslak’ta ayrıca, ülkelerin;
“Aksi yasa ile belirlenmediği sürece, bir elektronik imza, bir yazının
imzalanması için kullanılabilecek olup, yazılı bir imza ile aynı güce
ve etkiye sahip olacaktır.” şeklinde bir yasal düzenlemeyi de yapmaları
önerilmektedir.
Sayısal imza, birbirlerine
karşılık gelen ve bir başka benzeri olmayan açık ve gizli anahtarların
eşleşmesi ile tamamlanmakta ve uygulanmaktadır. Açık anahtarlar (public
key), herkesce bilinir ya da bir veri tabanından (telefon rehberi gibi)
ulaşılabilir. Gizli imza anahtarlarının, onay makamları tarafından saklanması
konusunda henüz uluslararası bir görüş birliği oluşmuş değildir. Gizli
imza anahtarları ve şifreleme, suç faaliyetlerinin gizlenmesine imkan
tanıyabilmekte ve devletlerin yürütme (vergilendirme dahil) ve yargılama
yeterlilikleri konusunda endişeler oluşturmaktadır. Bazı devletlerin
yaklaşımı, şifreleme yöntemlerinin kullanımının kısıtlanması ve devletin
gizli imza anahtarlarına erişiminin sağlanması yönündedir. Diğerleri,
şifreleme kullanımının sınırlandırılmaması gerektiğine, gizli imza anahtarlarının
üçüncü kişilerin erişiminin sisteme olan güveni azaltacağına inanmaktadır.
Bu konuda hakim bir görüş olmayıp, devletler kendi tercihlerine göre
düzenlemeler yapmaktadır.
Değişik ülkelerdeki uygulamaların
birbirleri ile uyumunun sağlaması amacıyla, her ülkedeki açık anahtar
uygulamasında aşağıdaki hususların belirlenmesi gerektiği öngörülmektedir.
1. Açık anahtar veri
tabanı ile ilgili kurumların hiyerarşisi, sayısı ve statüsü,
2. Sadece açık anahtar
vari tabanına sahip belirli yetkililerin şifreli çift anahtarı düzenleyip
düzenleyemeyecekleri veya bu anahtar çiftinin kullanıcılar tarafından
düzenlenip düzenlenemeyeceği,
3. Şifreli çift anahtarın
geçerliliğini onaylayan onay makamlarının kamu kuruluşu olarak mı yoksa
özel teşebbüs olarak mı faaliyet gösterecekleri,
4. Onay makamlarına
yetki verme işleminin Devlet tarafından lisans verme biçiminde mi, yoksa
akredite edilme şeklinde bir yöntemle mi olacağı,
5. Resmi kurumlara,
şifrelenmiş bilgilere ulaşım konusunda verilecek yetkinin kapsamı ve
sınırları.
1.1. Türk Hukukunda
İmzaya İlişkin Hükümler:
Türk hukukunda, imzaya
ilişkin hükümler Borçlar Kanununda düzenlenmiş bulunmaktadır.
Söz konusu Kanunun 13
üncü maddesinde;
“Tahriri olması icap eden
akitlerde, borç deruhte edenlerin imzaları bulunmak lazımdır.
Hilafı kanunda yazılı
olmadıkça imzalı bir mektup veya aslı borcu üzerine alanlar tarafından
imza edilmiş olan telgrafname tahriri şekil makamına kaim olur.” hükmü
yer almaktadır.
Aynı Kanun’un “İmza” başlıklı
14 üncü maddesinde;
“İmza üzerine borç alan
kimsenin el yazısı olmak lazımdır.
Bir alet vasıtasıyla vazolunan
imza, ancak örf ve adetçe kabul olunan hallerde ve hususiyle çok miktarda
tedavüle çıkarılan kıymetli evrakın imzası lazım geldiği takdirde kafi
addolunur.
Amaların imzaları usulen
tasdik olunmadıkça yahut imza ettikleri zaman muamelenin metnine vakıf
oldukları sabit olmadıkça onları ilzam etmez.” hükmü bulunmaktadır.
Ayrıca, aynı Kanun’un
“İmza Makamına Kaim Olacak İşaretler” başlıklı 15 inci maddesinde de;
“İmza vaz’ına muktedir
olmayan her şahıs, imza yerine usulen tasdik olunmuş ve el ile yapılmış
bir alamet vazetmeye, yahut resmi bir şahadetname kullanmaya mezundur.
Kambiyo poliçesine müteallik hükümler mahfuzdur” denilmektedir.
ÖNERİ
Borçlar Kanunu’na göre
imzanın, borçlunun el yazısı ile olması zorunludur. Bu durumda, bir
elektronik kayıt (belge) altında yer alan elektronik imza, mevcut mevzuatımıza
göre imza olarak kabul edilmeyecektir. Dolayısıyla, elektronik ortamda
bulunan ve elektronik imza ile imzalanmış belgelerin hukuki bir geçerliliği
bulunmayacaktır.
Elektronik imzalarla ilgili
yasal düzenlemenin yapılması durumunda, elektronik ortamda düzenlenmiş
belgelere yasal geçerlilik sağlanması mümkün olabilecektir. Dolayısıyla
“yazılı” ve/veya “imza” ile ilgili yasal gereklilikler “elektronik dokümanlar”
ve “elektronik imza” yoluyla da yerine getirilecektir. Sayısal imzalar,
elektronik dokümanların güvenliğini sağlayacak ve böylece bunlar, göndericinin
kimliğinin teyit edilmesini sağlamaları yanında, iletişim sürecinde
veya daha sonra değiştirilemeyeceklerdir.
Buna göre, elektronik
ortamlarda bilgi alışverişi üzerine kurulmuş bulunan elektronik ticaret
sisteminin ülkemizde gelişmesi ve yasal bir zemin üzerinde uygulanabilmesi
için, öncelikle elektronik imzaya hukuki bir geçerlilik kazandıracak
yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Elektronik imza hukuken
geçerli olduğunda, bu şekilde imzalanan ticari değeri olan ya da olmayan
elektronik belgeler hukuki yükümlülük doğurabilecek, sisteme duyulan
güven artacak ve kullanıcının sistemden beklentileri karşılanabilecektir.
2. Onay Kurumu
Mesaj gönderici ve alıcıların
kimliklerinin belirlenmesi için üçüncü kişi veya kurumlarca sayısal
sertifika düzenlenmesi gereklidir. Bu sertifikaları düzenleyen kurumlar,
“Sertifikasyon Otoritesi”, “Onay Makamı” ya da “Onay Kurumu” olarak
adlandırılmaktadır. Sertifika, Onay Makamı tarafından düzenlenerek,
sayısal olarak imzalanır. Sertifikaya ilişikin olarak genel kabul gören
tanımlamalar aşağıda verilmektedir.
Sertifika; kullanıcı ismi
ile onun açık anahtarını ihtiva eden ve gizli anahtarının kullanıcıya
ait olduğunu doğrulayan elektronik dokümandır.
Alman Sayısal İmza Yasası’na
göre “Sertifika”; resmi imza anahtarının gerçek bir kişiye ait olduğunu
gösteren, üzerinde sayısal imza bulunan sayısal bir onay ya da doğrudan
imza anahtarı sertifikasına atfen başka özel bilgileri içeren özel bir
sayısal onaydır.
ABD, Florida Eyaleti Elektronik
İmza Kanununda sertifika ile ilgili olarak aşağıdaki tanımlama yapılmıştır;
“Sertifika;
a) Onay makamını
tanımlayan,
b) Taahhüt edeni
tanımlayan,
c) Taahhüt edenin
açık anahtarını içeren,
d) Onay makamınca
sayısal olarak imzalanmış olan,
bilgisayar esaslı bir
kayıt anlamına gelir.”
Birleşmiş Milletler Uluslararası
Ticaret Hukuku Komisyonunun, Elektronik Ticaret Çalışma Grubunun, Elektronik
İmzalar konusunda hazırladığı Yeknesak Kurallar Taslağı’nda, sertifikalarda
bulunması gereken hususlar şu şekilde tespit edilmiştir;
-Onay makamı,
-Sertifika sahibinin kimliği
,
-Sahibinin kontrolü altındaki
gizli anahtara karşılık gelen açık anahtar,
-Geçerlilik süresi,
-Onay makamının sayısal
imzası.
Onay makamı, kullanıcılara
sertifika dağıtımı yapan kurumdur. Hiyerarşik olarak onay makamları
kendi sertifikalarını imzalar ve onaylar.
Onay makamı, ilgili devlet
tarafından, sayısal imza kullanımı için şifreleme anahtarlarıyla ilgili
sertifikalar ihraç etmek üzere yetkilendirilmiş kişi ya da kurum olarak
tanımlanmıştır.
Onay makamlarının hukuki
statüleri konusunda halen iki çeşit uygulama mevcuttur;
1- ABD de olduğu
gibi birden fazla sayıda özel kurumun ya da
2- Ülkelerin onay
makamı olarak belirlediği resmi makamların sayısal sertifikalar ihraç
etmesi.
Uluslararası düzeyde,
onay makamlarının özel kurumlardan veya resmi kurumlardan oluşturulması
konusunda genel kabul görmüş bir yaklaşım olmadığından, bu husus ülkelerin
tercihlerine bırakılmaktadır.
Bazı ülke uygulamalarında,
onay kurumları hiyerarşik olarak tepede yer alan tek bir onay kurumuna
bağlı olmakta ve üst onay kurumunca akredite edilmektedir. Bazılarında
ise onay kurumları arasında herhangi bir hiyerarşi bulunmamakta, birbirlerini
akredite eden onay kurumları eşit şartlarda faaliyet göstermektedir.
Bu iki uygulama arasındaki tercihi de ülkeler kendileri yapmaktadırlar.
ABD, Florida Eyaleti
Elektronik İmza Kanununda onay makamı; sertifikayı düzenleyen kişi
olarak tanımlanmıştır. Ayrıca onay makamları, elektronik ticaret yoluyla
yapılan ticari işlemlerin yeterli bütünlüğe, güvenliğe, gizliliğe ve
denetlenebilirliğe sahip olmasını sağlamak için kontrol işlemleri ve
prosedürleri getirilmesinden ve uygulamaya konulmasından sorumlu tutulmuştur.
Alman Sayısal İmza
Yasasında ise onay makamı; resmi imza anahtarlarının gerçek kişilere
ait olduğunu tasdik eden ve bu konuda yetkisi bulunan gerçek veya tüzel
kişi olarak tanımlanmıştır. Söz konusu Yasa’da onay kurumları hakkında
aşağıdaki hususlar yer almaktadır:
-Onay makamının faaliyet
gösterebilmesi için, yetkili makamın vereceği lisansa gereksinimi vardır.
Bu lisans kendilerine başvuru üzerine verilmektedir. Kontrol, denetim,
yasaklama ve çalışmaların durdurulması, lisansların geri alınması ya
da iptal edilmesi yetkileri yetkili makama ait olacak şekilde düzenlenmiştir.
-Onay makamı, sertifika
için başvuran kişilerin kesin kimlik tespitini yapar. Onay makamı ayrıca,
imza anahtarı sertifikası yardımı ile bir açık imza anahtarının, tanımı
yapılan kişiye ait olduğunu onaylar, kamuya açık telekomunikasyon kanalları
aracılığı ile duyurur ve imza anahtarı sahibinin onayı ile geri çekme
olanağı sağlar.
-Onay makamı, sertifikalardaki
verilerin fark edilmeden taklit edilmesi ya da tahrif edilmesini önlemek
için gerekli tedbirleri alır. Onay makamı aynı şekilde gizli imza anahtarlarının
mahremiyetini korumak için de gerekli tedbirleri alır. Gizli imza anahtarları
onay makamı tarafından saklanamaz.
-Onay makamına, kullanıcıları
daha emniyetli sayısal imza ve güvenlik kontrollerine katkıda bulunmak
için alınacak gerekli tedbirler vb. konularda bilgilendirme yükümlülüğü
de verilmiştir.
-Onay makamı, kişisel
bilgileri ancak doğrudan ilgili kişiden ve sertifikasının amacı doğrultusunda
gerekli ölçüde toplayabilmektedir. Kimlik bilgileri ya da özel bilgiler
ancak sınırlı durumlarda resmi mercilere verilebilmektedir.
2.1. Yetkili Makam:
Yetkili makam, onay makamlarının
çalışabilmesi için gerekli lisansı veren makamdır. Alman Sayısal İmza
Yasasına göre, yetkili makam verdiği sertifikaların kamuya açık telekomunikasyon
kanalları aracılığı ile her zaman ve herkes için açık bir hale getirilip
kontrol edilme olanağını sağlar. Yetkili makamın, onay makamları üzerinde
kontrol ve denetim yetkisi bulunmaktadır. Ayrıca, verilen hizmetler
için bir bedel talep edilmektedir.
Onay kurumları, sayısal
imzayı oluşturan açık anahtarları saklamak ve talep edildiği takdirde
açıklamakla sorumlu olmakla birlikte (telefon rehberi ya da aboneler
servisine benzer bir mekanizma), yine onay kurumlarınca sağlanan gizli
anahtarların saklanıp saklanmayacağı konusu halen tartışma yaratmaktadır.
Bir görüşe göre, onay kurumlarının gizli anahtarları sağladıktan sonra
saklaması, elektronik ticarette bilginin gizliliği prensibine aykırıdır.
Bir diğer görüşe göre ise, gizli anahtarların güvenli ortamlarda saklanması
ve ulusal güvenlik amaçlı kamu birimleri (Savunma Bakanlığı, İstihbarat
Örgütleri gibi) tarafından gerek duyulduğunda erişilebilmelerinin sağlanması
gereklidir. Bu konuda henüz bir uluslararası fikir birliği oluşturulmuş
değildir.
ÖNERİ
Bu konuda uluslararası
platformdaki tartışmalar sonuçlandırılmamış olmakla birlikte, en üst
seviyede bir yetkili makam (üst onay makamı) tarafından belirlenen koşullarda
hizmet veren ve bu koşullara uygun hareket etmekle sorumlu olan bağımsız,
özel onay makamlarından oluşturulmuş bir yapı kurulmasında yarar görülmektedir.
Onay makamlarınca yerine getirilecek işlevler (kimlik doğrulama ve sayısal
imza anahtarı bilgilerinin saklanması) elektronik ticaretin gelişmesi
açısından son derece önemli olmakla birlikte, onay makamlarının kişisel
bilgilere ve taraflarca yapılacak iletişime ulaşma olanağı sağlayacak
bilgileri bünyelerinde barındırmaları söz konusu olduğundan, onay kurumları
sisteminin dikkatle ele alınıp düzenlenmesinde yarar görülmektedir.
Elektronik ticaretin gelişmesinde özel sektör öncülüğü ilke olarak benimsendiğinden,
üst onay makamının idari altyapısında özel sektör temsilcilerine de
yer verilmesini sağlayacak bir yarı kamusal statü de düşünülmelidir.
Sisteme duyulan güveni
azaltma endişesi yaratacak olmakla birlikte, kamu güvenliğini gerektiren
durumlarda ya da suç örgütlerinin ve benzeri gizli faliyetlerin izlenmesinde
istihbarat amaçlı olarak, bazı yetkili devlet birimlerinin kullanıcıların
gizli anahtarlarına ulaşabilmelerine imkan tanıyan bir yasal altyapı
oluşturulabilir. Ancak, bu tür istisnai uygulamalar dikkatle düzenlenmeli
ve mümkün olduğu kadar sınırlı tutulmalıdır. Diğer taraftan, böyle bir
uygulamanın gerçekleşebilmesi için, kullanıcılara ait gizli anahtarların
onay makamlarının veri bankalarında saklanması gerekecektir. Bu durumda,
onay makamlarının ya da söz konusu veri bankasına ulaşabilecek yetkisiz
tarafların kişisel bilgilere ve her türlü elektronik iletişime erişmeleri
tehlikesi ortaya çıkacaktır. Bu tür izinsiz erişimlerin önlenebilmesi
için gerekli tedbirler mutlaka sisteme eklenmeli ve caydırıcılık sağlanmalıdır.
3. Elektronik Ticarette
Sözleşme Oluşumu
3.1. Mevcut Mevzuat
Borçlar Kanunu’nun 1 inci
maddesinin 1 inci fıkrasına göre bir sözleşmenin kurulması için tarafların
birbirine uygun olarak karşılıklı irade açıklamasında bulunması gerekir.
Sözleşme, hukuki bir bağı
kurmak, değiştirmek veya ortadan kaldırmak üzere iki tarafın karşılıklı
ve birbirine uygun olarak irade beyanlarının birleşmesi ile oluşur.
Gerek Borçlar Kanunu’nun
anılan maddesinden, gerekse sözleşme tanımından bir sözleşmenin kurulabilmesi
için bazı şartların olması gerektiği sonucuna ulaşılabilir. Bu şartlar,
sözleşme tarafları, irade beyanlarının birbirine uygunluğu ve irade
beyanlarının karşılıklı olmasıdır.
Bir ticari sözleşmenin
kurulması için yukarıda anılan şartlar elektronik ticaret için de geçerlidir.
Kişinin elektronik bir imza ile göndermiş olduğu sözleşme yapma teklifi
icap, muhatabın bu teklifi kabul ettiğini elektronik ortamda iletmesi
ise kabuldur. Muhatabın elektronik ortamda gönderdiği kabul beyanının
icapcıya ulaşması ile ticari bir sözleşme kurulmuş olur. Kabul beyanının
muhatap tarafından gönderildiği anda, ticari sözleşme hükümlerini doğurmaya
başlar. Ancak, kabul beyanının icapcıya ulaşması ile gönderilme anı
arasında pek uzun bir zaman geçmediğinden, kural olarak elektronik ortamda
yapılan bir sözleşmenin kurulması anı ile hüküm ve sonuçlarını doğurmaya
başladığı tarih aynı tarihtir. Ancak icapçının, muhatabın kabul beyanını
gönderdiği zamanda çeşitli sebeplerle (izin, hastalık vb. benzeri) kabul
beyanını aynı gün öğrenememesi mümkündür. Bu takdirde, kabul beyanının
icapcı tarafından öğrenilmesi ile akit kurulacak, muhatap tarafından
kabul beyanın gönderildiği tarihte ise ticari sözleşme hükümlerini doğurmaya
başlayacaktır.
3.2. Avrupa Birliği
Düzenlemelerinde Sözleşmelerin Görüşülmesi ve Sonuçlandırılması
Avrupa Birliği bu konuda
son dönemde, uzaktan görüşülerek hazırlanan sözleşmeler üzerine bir
direktif, tüketici sözleşmelerindeki haksız maddeler ve yanlış raklamla
tüketicileri yanıltma üzerine bir dizi yatay direktif ve tüketici kredileri,
seyahat paketleri konusunda da sektörel bazı direktifleri kabul etmiştir.
Bu sayede tüketicilere elektronik ticarette de uygulanabilecek asgari
düzeyde koruma sağlanmaktadır.
Birlik üye ülkelerin sözleşme
biçimleri ve uygulanması ile ilgili düzenlemelerinin elektronik ticaret
ortamına uygun olmadığını ve elektronik ortamda yapılan sözleşmelerin
uygulanabilirliği ve geçerliliği konusunda belirsizlikler doğurduğunu
belirtmektedir. Örneğin, yazılı döküman ve el yazısı ile imza atma kuralı
ve kanıtlama koşulları elektronik dokümanlara uygulanamamaktadır. Komisyon
Tek Pazar içinde elektronik sözleşmelerin yasal olarak tanınmasını engelleyen
düzenlemelerin nasıl azaltılabileceğine veya tamamen kaldırılabileceğine
yönelik çalışmaları başlatmıştır. Konunun tüketici boyutunun ise, Bilgi
Toplumunun Tüketici Boyutu Dokümanı (Communication on the Consumer Dimension
of the Information Society) içinde ele alınması düşünülmektedir.
Yine hesaba geçme, hesaplama
ve denetim kurallarının da elektronik ticarete göre değiştirilmesi gerekecektir.
Elektronik faturaların hiç kağıt kopya olmadan doğrulanması gerçekleştirilmek
zorundadır. Komisyon, üye devletlerle Tek Pazar’ın ortak uygulamalarının
belirlenmesi için görüşme kararı almıştır.
4. Elektronik
Noter ve Zaman Kaydı
4.1. Elektronik
Noter
Elektronik ticarette,
onay kurumlarının yanısıra gerçekleştirilen ticari işlemi geleneksel
noterlik sistemine benzer şekilde onaylayan, işlemin zaman boyutuna
geçerlilik kazandıran elektronik noterlik gibi bir mekanizmanın oluşturulması
söz konusu olabilecektir. Zira, elektronik ortamdaki bilgilerin doğruluğunun
kanıtlanması için belgeleme yetkililerine de gereksinim vardır.
Güvenli teknolojiler,
şifreleme ve bunları destekleyecek düzenleyici ortam, elektronik işlemlerde
firma ve müşterilerin güvenini kazanmak için temel teşkil edecektir.
Bireyleri ve kurumları elektronik ortamdaki işlemlere hukuken bağlayan
elektronik imzalar ve elektronik simgelemeler, destekleyici belgeleme
mekanizmaları olmadan fazla bir anlam ifade etmezler. İşlemler ve işlem
yapan taraflar hakkındaki bilgilerin doğruluğunun bağımsızca kanıtlanması
ve bilgilerin gerçek dünyada olduğu gibi belgelenebilmesi için elektronik
dünyanın kendi yöntemlerine gereksinimi vardır.
Bir işlem içinde yer alan
taraflara ait bilgilerin doğruluğunu kanıtlamak için güvenilir bir üçüncü
şahıs olarak hareket edecek bir yetkiliye ihtiyaç vardır. Bir doğrulama
yetkilisi, gerçeklere dayanan bir bilginin teyit edilebilir olup olmadığını
tespit etmek için, bağımsız güvenilir bir araç olarak rol oynayabilir.
Elektronik noter, elektronik işlemlerde güvene bir baz teşkil etmek
açısından en az altı tipte bilgiyi doğrulayabilmelidir; tanımlama ve
kayıt, kullanıcı özellikleri, standartlara uygunluk, yapılan işlem için
yetki, işlemsel bilgi veya tatbik edilebilir yasalar.
Durumun özelliği, elektronik
noterlerin uluslararası karşılıklı çalışabilirliğini ve karşılıklı tanınmasını
gerektirmektedir. Bilginin doğruluğunu onaylayan oluşumların sorumluluklarına
açıklık getirirken gerekli dikkat gösterilmelidir. Doğrulama işlemi
büyük miktarlarda veri oluşturabileceği için, gizlilik ve kişisel veriler
ile ilgili önemli noktalar gözden geçirilmelidir.
4.2. Zaman Kaydı
Alman Sayısal İmza Yasası’nda,
onay makamlarına talep üzerine sayısal bilgilere bir zaman kaydı verme
yetkisi de tanınmıştır. Yasada yapılan tanımlamaya göre zaman kaydı;
sertifika veren mercinin kendisine gelen özel sayısal verilerin geliş
zamanını belgeleyen, üzerinde sayısal imza bulunan sayısal bir onaydır.
ÖNERİ
Elektronik noter sistemi;
kurulacak olan onay kurumlarına noterlik yetkisi verilerek, mevcut noterlik
sistemi içerisinde düzenlenerek ya da yeni ve ayrı bir elektronik noterlik
altyapısı hazırlanarak düzenlenebilir. Mevcut noterlik mevzuatında elektronik
işlemleri kapsayan bir düzenleme mevcut değildir. Kurulacak olan elektronik
noterlik sisteminde yabancı şirketlere de yetki verilmesi hususu ile
elektronik noterlerin yetkilerinin sınırları bu konuda uluslararası
uygulama ve düzenlemeler de göz önünde bulundurularak dikkatle değerlendirmelidir.
5. Kanunlar
İhtilafı
Elektronik ticaret, doğası
gereği ülkeler arasındaki fiziki sınırları kaldırdığından kullanıcılar
için sonsuz ticari imkanlar sunmaktadır. Bununla birlikte, ülkeler arasındaki
sınırların kalkıyor olması yasaların uygulanması açısından sorun yaratabilecektir.
Değişik ülke vatandaşlarının elektronik ortamdaki ticari ilişkilerinde
hangi ülke yasalarının uygulanacağı konusu halen tartışma yaratan konulardan
biridir. Elektronik ticarette doğacak kanunlar ihtilafı sorunlarının
da geleneksel olarak yapılan ticarette doğan kanunlar ihtilafı sorunlarına
benzer şekilde çözümlenmesi gerekmektedir.
6. Mevcut Mevzuat
Ticaret Kanununa göre
iki grup ticari iş bulunmaktadır. İlk grubu; Ticaret Kanununda düzenlenen
hususlar, ikinci grubu ise ticari işletmeyle ilgili diğer bütün muamele,
fiil ve işler oluşturmaktadır.
6.1. Ticaret Kanununda
düzenlenen hususlar
Ticaret Kanununda düzenlenen
hususlar esas itibariyle ticari işletme ile ilgili hususlardır. Ancak,
ticari işletmeyle ilgisi bulunmasa bile sadece Ticaret Kanununda düzenlendiği
için ticari sayılan hususlar da bulunmaktadır. Örneğin, ticari senetler
ile geçici olarak eşya veya yolcu taşımada (TK. m. 763) veya tacir olmayan
şahıslar arasında yapılan cari hesap sözleşmelerinde (TK. m. 87) de
Ticaret Kanununun ilgili hükümleri uygulama alanı bulmaktadır.
Ticaret Kanununda ticari
işletme ve sözleşmelerin yanısıra, haksız fiil sayılan bazı hususlar
da düzenlenmiş bulunmaktadır. Haksız rekabet (m. 55-56), çatma (m. 1216-1221)
ve ticaret şirketlerinde ortakların veya uzuvların haksız fiilleri dolayısı
ile şirketlerin sorumluğu hakkındaki hükümler (m. 177, 256, 321, 489,
321, 542) haksız fiillere örnek olarak verilebilir.
6.2. Ticari işletmeyle
ilgili diğer bütün muamele, fiil ve işler
Bu ifadeden ticari işletmeyle
ilgili haksız fiilerin de ticari iş sayılacağı anlamı çıkmaktadır.
Bu ifadelerden başka,
Ticaret Kanununun 21 nci maddesinin 2 nci fıkrasına göre bir taraf için
ticari sayılan bir iş sözleşmeyle ilgili bir konu değil ise karşı taraf
bakımından adi bir iş sayılacağı, ancak sözleşmeye dayanan bir iş ise
kanunda aksine bir hüküm olmadıkça diğer taraf için de ticari iş sayılacağı
belirtilmiştir.
Yabancılık unsuru taşıyan
ticari işlerden dolayı çıkabilecek ihtilaflar eğer bir ticari sözleşmeye
dayanıyor ise bu taktirde hangi ülke hukukunun uygulanacağı pek bir
sorun oluşturmaz. 20.5.1982 tarih ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel
Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 24 üncü maddesi; irade
serbestisi ( akit tarafların aralarında yaptıkları akdi belli bir hukuka
tabi tutabilme yetkisi) ilkesinden hareketle tarafların aralarında yaptıkları
ticari sözleşmeye uygulanacak hukuku açık bir şekilde seçebileceklerini
hükme bağlamış bulunmaktadır. Tarafların ticari sözleşme için seçtikleri
hukuk, Türk hukuku olabileceği gibi yabanci bir hukuk da olabilir. Taraflar
açık bir şekilde bir hukuk seçmedikleri takdirde borcun ifa yeri hukuku
uygulanır. İki taraflı akitlerde borç ilişkisinin ifa yeri birden fazla
durumdadır. Böyle bir durumda borç ilişkisinin ağırlığını teşkil eden
edimin ifa yeri hukuku uygulanacaktır. Örneğin, satım aktinde sadece
para ödemesinde bulunanın edimi o akdin karakteristik ifası değildir.
Diğer akit tarafın (satıcının) edimi aktin karakteristik ifasını teşkil
eder. Bu takdirde satıcının ifa yeri hukuku akit hukuku olur. Borç ilişkisinin
ağırlığını teşkil eden edim tespit edilemediği takdirde ise borç ilşkisinin
en yakın veya daha yakın irtibat halinde bulunduğu hukuk ticari sözleşmeye
uygulanacak hukuk olur.
Haksız fiilerden doğan
borçlara ise MÖHUK’un 25 nci maddesi gereği haksız fiilin işlendiği
yerin hukuku uygulanır. Haksız fiilin işlendiği yerin fiil yeri mi yoksa
zararın doğduğu yer mi olduğu sorusuna anılan madde “zararın meydana
geldiği yer” olarak cevap vermiştir. Haksız fiilin işlendiği yer ile
zararın meydana geldiği yerin farklı ülkelerde olması halinde, zararın
meydana geldiği yer hukuku uygulanır. Haksız fiilden doğan borç ilişkisi
haksız fiil yerine göre başka bir ülke ile daha yakın irtibatlı olduğu
durumlarda ise bu ülke hukuku uygulanabilir. Örneğin, iki Türk işadamının
Almanya’da bir otelde kendi aralarında işledikleri bir haksız fiile,
haksız fiilin işlendiği Alman hukuku yerine tarafların müşterek hukuku
olan Türk hukuku uygulanabilir.
İhtilafları çözmekle görevli
olan resmi yargı mercileri davaları çok kez süratli bir şekilde bitiremediklerinden,
ticari ihtilafların hakem yoluyla çözümlenmesi esası hemen her memlekette
gelişmiş bulunmaktadır.
Yabancılık unsuru taşıyan
ticari işlerde, daha açık bir deyimle ticari sözleşmelerden ve haksız
fiilerinden doğan borç ilişkilerinde iki şekilde hakeme başvurmak mümkündür;
a) Uyuşmazlıktan
evvel, ticari sözleşme yapılırken sözleşmeye konulacak özel bir tahkim
şartı ile,
b) Uyuşmazlık çıktıktan
sonra, uyuşmazlığın hakem marifetiyle çözüleceğini öngeren yazılı bir
hakem anlaşması ile.
MÖHUK’un 43 -45 nci maddeleri
arasında yabancı hakem kararlarının tenfizi (uygulanması) usulu de düzenlemiş
bulunmaktadır. Bu şartlardan milletlerarası gelişmeye aykırı düşen husus
yabancı hakem kararlarının Türkiye’de tenfiz edilebilmeleri için “mütekabiliyet”
unsurunun gerçekleşmiş olmasının aranmasıdır. Milletlerarası planda
görev yapan bir hakem teşkilatının hangi ülkeye ait olduğunu tespit
etmek çok zor hatta bazen imkansızdır. Bunun yanında, yetkisini tamamen
taraf iradelerinden alan bir hakem kararının tenfizini mütekabiliyet
şartına bağlamak tahkim müessesesinin niteliği ile de bağdaşmamaktadır.
Ancak, Türkiye 8.5.1991
gün ve 3731 sayılı Kanun ile ticari nitelikteki uyuşmazlıklar açısından
verilen hakem kararlarının uygulanması konusunda New York Sözleşmesi’nin
tarafıdır. Bu Sözleşme çerçevesinde, Sözleşmeye taraf ülkelerde verilen
hakem kararları MÖHUK 43-45. maddeleri gereğince değil, New York Sözleşmesi
gereğince uygulanacaktır.
ÖNERİ
Elektronik ortamda yapılan
ticaretten doğan kanunlar ihtilafı sorunları da geleneksel olarak yapılan
ticaretten doğan kanunlar ihtilafı sorunlarının çözüm şekli ile aynı
olmalıdır. Çünkü elektronik ortamda yapılan ticaret nedeni ile ticari
işin niteliği değişmemiş yalnızca ticari işin oluşum biçimi değişmiştir.
New York Sözleşmesi’nin hükümleri, ticari uyuşmazlıklar konusunda Sözleşmeye
taraf ülkelerde verilen hakem kararlarının uygulanması açısından yeterli
olacaktır.
B. Elektronik Kayıtların
İspat Gücü
1. Genel Olarak
Bilindiği üzere, teknolojik
gelişmelerden öncelikle bankacılık işlemlerinde yararlanılmaya başlanmış
ve ilk olarak müşterinin banka veznesine gitmeden hesabından para çekmesine
olanak veren sistemler (cash dispensers) kullanılmıştır. Bu sistem daha
sonra para çekmenin yanı sıra diğer bankacılık işlemlerini de gerçekleştirebilecek
teknik olanaklara kavuşturularak, otomatik vezne makinaları kullanılmaya,
ardından da yine elektronik sistemlerden yararlanılarak satış işlemlerinin
yapılması anında alıcının hesabından satıcının hesabına satış bedelinin
aktarılması sağlanılmış ve ev/ofis bankacılığı üzerinde durulmaya başlanmıştır.
Bilgisayar kullanımının daha da yaygınlaşması sonucunda kapalı sistemlerin
yanısıra Internet gibi açık sistemler ortaya çıkmış ve klasik iletişim
araçlarının yerini bilgisayarla iletişim almıştır.
Önceleri elektronik bilgi
değişimi (EDI-Electronic Data Interchange) adı altında karşılıklı bilgi
aktarımı şeklinde çalışan sistem, daha sonra elektronik ticarete dönüşmüştür.
Bu durumda da ticari işlemlerin kağıt üretilmeksizin bilgisayar aracılığı
ile elektronik ortamda yapılması gündeme gelmiştir.
Evraka dayalı olarak yürüyen
klasik ticari işlemler ve idari sistem içinde “elektronik belge” olarak
adlandırılabilecek kağıtsız belgenin hukuk sistemlerinde geçerlilik
kazanması için ülkesel boyutlarda çalışmalar yapıldığı gibi değişik
uluslararası kurumlar da aynı konuda çalışmalar sürdürmektedir.
2. Uluslararası Kuruluşlar
ve Çalışmalar
Bu kapsamda çalışmalar
yürüten bir kuruluş da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun bir organı
olan Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL)
dır. UNCITRAL, Genel Kurul tarafından 1966 yılında oluşturulmuş olup,
uluslararası ticaret hukukunun uyumlaştırılması ve tek düzeliğin sağlanması
için çalışmalarda bulunmaktadır. Komisyon, Genel Kurul tarafından seçilen
36 üye devletten meydana gelmektedir.
Yüksek hıza sahip elektronik
ticarette, sözleşme yapılmasındaki temel olan icap ve kabulün yerine
yeni uygulamalara ihtiyaç duyulmaya başlanması üzerine Komisyon 1991
yılındaki 24. dönem toplantısında EDI konusunda hukuksal düzenlemeler
yapılmasını kararlaştırmıştır. Oluşturulan EDI Çalışma Grubu bu konuda
Model Kanun Taslağı hazırlamış, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun
29. Toplantısında Elektronik Ticarete İlişkin Model Kanun ve konuya
ilişkin Hukuk Rehberi kabul edilmiştir.
Elektronik Veri Değişimi
konusundaki çalışmalar başlamadan önce UNCITRAL, 1985 yılında aşağıda
belirtilen konuları hükümetlere tavsiye etmiştir.
1. Bilgisayar kayıtlarının
delil olarak değerlendirilmesini etkileyen hukuk kurallarının gözden
geçirilerek, teknolojik gelişmeler sonucu oluşan araçlarda taşınan kayıtların
güvenilirliğini mahkemelerin değerlendirmesinin sağlanması,
2. Ticari işlemlerde
veya ticaretle ilgili yazılı belgelerde yazılı biçimin, işlemin veya
belgenin kabul edilmesi ya da geçerliliği için şart olup olmadığının
gözden geçirilerek, uygun olan yerlerde işlemin veya belgenin bilgisayarca
okunabilir şekilde kayıt edilmesine ve gönderilmesine imkan tanınmasının
araştırılması,
3. Ticaretle ilgili
belgelerde el yazısı imza veya diğer kağıda dayalı belgelerle yapılan
doğrulamalara ilişkin hukuksal zorunluluklar gözden geçirilerek, uygun
olan yerlerde elektronik araçlarla doğrulamanın kullanılmasına imkan
tanınması olanaklarının araştırılması,
4. Bu belgelerin
resmi makamlara sunulmasında el yazısı ile imzalı olması konusundaki
hukuksal zorunluluklar gözden geçirilerek, uygun olan yerlerde böyle
belgelerin bilgisayarca okunabilir şekilde sunulması imkanlarının araştırılması,
bunların sunulacağı idari birimlere gerekli araçların sağlanması ve
gerekli düzenlemelerin yapılması.
Bu öneriler çerçevesinde
hazırlanan Model Kanunun amacı, EDI ve iletişim araçlarının kullanılmasına
imkan sağlamak ve kolaylaştırmak, kağıda dayalı belge kullanıcısı ile
bilgisayara dayalı bilgi kullanıcısına eşit işlem yapılmasını sağlayarak
uluslararası ticareti etkin kılmak ve ekonomiyi güçlendirmektir.
Model Kanun, geleneksel
kağıda dayalı belgelemeyi tanıyarak, modern iletişim araçlarındaki gelişmelerle
birleştirmeye çalışmakta, ulusal hukuktaki yazı, imza ve belge aslı
konusunda bilgisayara dayalı teknikleri ele almaktadır. Kağıda dayalı
sistemin fonksiyonları incelenerek bu fonksiyonlara eşitlik sağlanmaktadır.
Fonksiyonel eşitlik yaklaşımı ile belgenin tümünün okunabilmesi, zaman
içinde değiştirilmemesi, belgenin yeni kopyalarının çıkarılabilmesi
ve tarafların elinde aynı verinin olması, imza aracılığı ile belgenin
doğrulanmasına imkan tanınması sonucu bu belge kamu otoriteleri ve mahkemeler
tarafından kabul edilebilir duruma gelmektedir.
3. Mevcut Mevzuattaki
İspat ve Delil Sistemi
3.1. Medeni Usul
Hukuku Açısından
Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununun (HUMK) 240 ıncı maddesi hükmü uyarınca hakim, kanundaki istisnalar
dışında delilleri serbestçe takdir eder. Kanunda gösterilen hallerde
ise hakim delillerle bağlıdır.
Medeni Usul Hukukumuza
göre ispat güçleri açısından deliller, kesin ve takdiri deliller olarak
iki grupta toplanmaktadır. Kesin deliller, hakimi bağlayıcı nitelikte
olduğundan hakimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin
delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir.
HUMK'na göre ikrar, kesin hüküm, senet ve yemin kesin delillerdir.
Medeni Usul Hukukumuza
göre takdiri deliller olarak nitelendirilen tanık, bilirkişi, keşif
ve özel hüküm sebeplerinde hakimin takdir yetkisi bulunmaktadır.
HUMK m.288'e göre değeri
20.000.000 TL'den yukarı olan hukuki işlemler ve m.290'a göre senede
karşı olan iddialar kural olarak sadece kesin delillerle ispat edilebilmektedir
(Kanuna göre; söz konusu meblağ, 1.1.2000 tarihinden itibaren 40 milyon
TL olarak uygulanacaktır).
HUMK m.287 ve devamında
düzenlenmiş olan ve kesin deliller arasında yer alan senet, bir kişinin
meydana getirdiği veya getirttiği kendi aleyhine delil oluşturan yazılı
bir belgedir. Ticari hayatta işlemler büyük ölçüde yazılı belgelere
dayanmaktadır. Örneğin, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.20/III hükmü uyarınca
tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmek veya sözleşmeyi fesih
ya da sözleşmeden dönme amacıyla yapılacak ihbar veya ihtarların geçerli
olması için, noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü mektupla ya da
telgrafla yapılması zorunlu bulunmaktadır.
Senet, ilke olarak kağıda
yazılıdır ve senedi meydana getiren kişinin el yazısı ile yazılmış imzasının
bulunması gereklidir. İmza, yazılı olarak senette irade açıklamasında
bulunan kişinin kimliğini ve bu irade açıklaması ile bağlı bulunma isteğini
ortaya koymaktadır. HUMK. m.296/II hükmü uyarınca senet bu kişi aleyhine
kesin delil oluşturmaktadır. Senetteki imzanın sahte olduğu ileri sürüldüğü
takdirde, mahkemece bilirkişi incelemesine başvurularak imzanın kime
ait olduğu saptanabilmektedir.
İmzanın elle atılması
ilke olarak kabul edilmekle beraber, Borçlar Kanunu (BK) m.14/II hükmü
uyarınca örf ve adetce kabul edildiği hallerde ve çok sayıda tedavüle
çıkarılan kıymetli evrakın imzalanmasında bir alet vasıtasıyla imzalama
imkanı bulunmaktadır. Belirtilen bu durumlarda önceden bir aletle çıkarılmış
olan imzalar kullanılmaktadır. Diğer taraftan, elle imza atılması kuralının
istisnası olarak Noterlik Kanununun 75’nci maddesi ve HUMK’nun 297’nci
maddesi mühür kullanımı imkanı getirmiştir. Bu husus, imza atamayanların
mühür kullanmalarına ilişkindir. Bu durumda mühürün noter tarafından
yada ihtiyar heyetiyle birlikte mahallinde tanınmış iki kişi tarafından
onaylanması gereklidir.
3.2. Ticaret Hukuku
Açısından
HUMK’nda yer alan ispat
sisteminin yanında ticari işlerde ispat konusu ayrı bir öneme sahip
bulunmaktadır.
Ticari işlerden doğan
ticari davalarda deliller ve bunların gösterilmesi TTK m.4 hükmü uyarınca
HUMK hükümlerine bağlı bulunmaktadır. Buna karşılık ticari işlemlerin
tanıkla ispat edilebilmesi olanağı, başka bir deyişle HUMK 293/4'de
ifade edilen halin icabına ve iki tarafın durumlarına nazaran senede
bağlanması teamül olmayan muamelelerin tanıkla ispat edilebileceği kuralının
uygulama alanı ticari işlemlerde daha geniş yer tutmaktadır. Senetle
(kesin delille) ispat zorunluluğu konusunda HUMK 288 ve 290’ıncı maddeleri
ticari işlerde de uygulama alanı bulmakta, değeri 20.000.000 TL.'nin
üzerindeki işlemlerin senetle ispatı zorunlu olmaktadır.
Diğer taraftan, bir ticari
işletmede tutulan kayıtların en önemlisi ticari defterlerdir. TTK’nda
ve Vergi Usul Kanunu!nda (VUK) tacirler için ticari defter tutma yükümlülüğü
getirilmiştir.
TTK. m.82 hükmü uyarınca
ticari işlerden dolayı tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda ticari
defterler kesin delil olarak kabul edilmektedir. Ticari defterlerin
sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için uyuşmazlığın ticaret işlerinden
dolayı tacirler arasında doğmuş olması, defterlerin kanuna uygun olarak
tutulmuş olması, bütün defterlerdeki kayıtların birbirini doğrulaması
gerekmektedir.
Tacirler ayrıca, ticari
işletmesiyle ilgili olarak aldığı, verdiği ve gönderdiği belgeleri TTK
m.66/II, VUK m.241-242 hükümleri uyarınca düzenli olarak saklamakla
yükümlüdürler. Ticari defterlere kaydedilecek işlemlerin bir belgeye
dayanması ve TTK m.69/I hükmüne göre belgelerin 10 yıl saklanması bu
belgelerin önemini arttırmaktadır. VUK m.253'de ise belgelerin saklanma
süresi 5 yıl olarak öngörülmüştür.
Yürürlükte bulunan VUK
m.257 uyarınca, elektronik ortamda tutulan ticari defterlerin bilgisayar
ortamında saklanmasına olanak bulunmamaktadır. Ancak, TBMM gündeminde
yer alan Vergi Reformu Tasarısında sözkonusu hususlara ilişkin düzenlemeler
yer almaktadır. Tasarı ile VUK m.257 değiştirilerek defter, kayıt ve
belgelerin manyetik ortamda saklanması ve ibraz edilmesi imkanı getirilmektedir.
4. Sorunlar ve Öneriler
İspat açısından delil
serbestisinin bulunduğu ülkelerde elektronik kayıtların delil olarak
değerlendirilmesi sorun yaratmamakta, ülkemiz gibi ispat açısından delillerin
sınıflandırmaya tabi tutulduğu ülkelerde ise, bu konuda düzenleme yapılması
gerekmektedir.
Yapılan uluslararası düzenlemelerde,
Anglo-Sakson hukuk sisteminin etkisiyle elektronik kayıtların yazılı
belgeye (senede) eş nitelikte kesin delil olarak kabul edilmesi önerilmektedir.
Ülkemiz gibi delil sınıflandırmasının bulunduğu ülkelerde bu düzenlemeler
sorun yaratabilecek niteliktedir. Zira klasik anlamda yazılı belgede
fiziki varlığı olan metin bulunmakta ve bu belgeyi düzenleyen kişinin
elle yazılmış bir imzası yer almaktadır. Yukarıda değinildiği gibi elektronik
kayıtlarda fiziki varlığa sahip bir metin bulunmadığı gibi klasik anlamda
elle atılmış bir imza da bulunmamaktadır.
Ülkemizde bugüne kadar
bilgisayar kayıtları daha geniş bir ifadeyle manyetik ortamda tutulan
kayıtlar konusunda bir hukuki düzenleme yapılmamıştır. Sadece Türk Ceza
Kanunu'nda Onbirinci Bap olarak “Bilişim Alanında Suçlar” başlığı altında
525/a-d maddeleri arasında bilgisayar aracılığı ile işlenen suç tipleri
belirtilmiştir.
Ayrıca, 3182 sayılı Bankalar
Kanunu m.53 hükmü ile bankaların kayıtlarını mikrofilm şeklinde saklayabilecekleri
öngörülmüşse de Hazine Müsteşarlığı'nca bu konuda henüz bir düzenleme
yapılmamıştır.
SORUN
: Elektronik kayıtların delil sistemimiz içindeki yerinin tespiti.
Bilindiği gibi, medeni
usul hukukumuzda deliller kesin ve takdiri deliller olmak üzere ikiye
ayrılmaktadır. Kesin deliller; kesin hüküm, ikrar, senet ve yemindir.
Takdiri deliller ise tanık, keşif, bilirkişi ve özel hüküm sebepleridir.
Bu çerçevede, öncelikle elektronik kayıtların takdiri delil niteliği
bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekli görülmektedir.
HUMK’na göre, 20 milyon
liranın altındaki hukuki işlemler için senetle ispat zorunluluğu bulunmadığından,
böyle hukuki işlemlere ilişkin elektronik kayıtların takdiri delil olarak
kabul edilmesi mümkün görülmektedir.
Takdiri delillerden birisi
olarak HUMK m.367’de düzenlenmiş bulunan özel hüküm sebepleri, geniş
anlamda keşif kavramı içinde düşünülmesi gereken bir delildir. Özel
hüküm sebebleri, senetsiz ispatı caiz olan davalarda hakimin gayrimenkul
dışındaki şeyler üzerinde keşif yapmasıdır.
Buna göre; elektronik
kayıtların senetsiz ispatının mümkün olduğu davalarda özel hüküm sebepleri
olarak takdiri delil şeklinde nitelendirilmesi mümkün görülmektedir.
Elektronik kayıtların
kesin delil olarak kabul edilip edilemeyeceği konusuna gelindiğinde
ise;
-Elektronik kayıtların
kesin delil olarak kabul edilmesi durumunda bu delil hakimi bağlayacak
ve takdir yetkisi bulunmayacaktır.
-20 milyon liranın üstündeki
hukuki işlemlerin senetle ispat edilmesi zorunluluğu bulunduğundan mevcut
mevzuatımıza göre elektronik kayıtların senet olarak kabul edilip edilemeyeceği
konusunun tartışılması gerekmektedir. Senet, borçlunun imzasını taşıyan
ve o hukuki işleme ilişkin bilgileri ihtiva eden bir yazılı belge olmalıdır.
Borçlar Kanununun 14’üncü maddesine göre de imzanın borçlunun el yazısı
ile olması zorunludur. Bu durumda bir elektronik kayıt altında yer alan
elektronik imza, mevcut mevzuatımıza göre imza olarak kabul edilmeyecektir.
Böylece, bu elektronik imzalı kayıt senet niteliği taşımayacaktır. Dolayısıyla,
böyle bir elektronik kaydın bu anlamda kesin delil niteliği bulunmayacaktır.
Fakat, taraflar arasında buna ilişkin bir delil sözleşmesi varsa bu
kaydın kesin delil olarak kabul görmesi gerekmektedir.
-Elektronik kayıtlara
yazılı belgeye eş nitelikte kesin de