ELEKTRONİK
TİCARET FİNANSAL ÇALIŞMA GRUBU RAPORU
I. GİRİŞ
Türkiye’de elektronik
ticaretin geliştirilmesi amacıyla, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun
25 Ağustos 1997 tarihli toplantısı çerçevesinde Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın
bağlı olduğu Devlet Bakanlığı’nın koordinatörlüğü, TÜBİTAK-BİLTEN’in
sekreterliğinde ilgili kuruluşların katılımıyla Elektronik Ticaret Koordinasyon
Kurulu-ETKK oluşturulmuş olup, Kurulun hazırlayacağı raporun Başbakanlığa
sunulması planlanmıştır.
ETKK’nun 16.2.1998 tarihindeki
ilk toplantısında; çalışmaların daha etkin yürütülebilmesini teminen
teknik, hukuk ve finans olmak üzere üç ayrı çalışma grubu oluşturulması
kararlaştırılmıştır. Sözkonusu çalışma gruplarının yapacakları toplantılar
sonucu hazırlayacakları ön raporların; her bir çalışma grubunun üçer
temsilcisi tarafından oluşturulacak Değerlendirme Komitesi tarafından
birleştirilerek nihai rapor haline getirilmesi ve bu raporun ETKK’na
verilmesi programlanmıştır.
Finans Çalışma Grubu’nun
başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü Genel
Müdür Yardımcısı M. Yılmaz Yaman’a verilmiş olup, grubun ilk toplantısı
Dış Ticaret Müsteşarlığı Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nce belirlenen
gündem çerçevesinde 26 Şubat 1998 tarihinde yapılmıştır.
Bu toplantıda, Maliye
Bakanlığı temsilcisi Gelirler Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Niyazi Cangir
Başkan Yardımcısı seçilmiş ve Değerlendirme Komitesi’nin üç üyesi aşağıdaki
şekilde belirlenmiştir:
M. Yılmaz Yaman, Genel Müdür Yardımcısı,
Hazine Müsteşarlığı
Meral Özaygen veya Dr. Osman K. Guner,
Hukuk Müşaviri, Merkez Bankası
Niyazi Cangir, Daire Başkanı veya
Kemal Oktar, Şube Müdürü, Maliye Bakanlığı
Elektronik ticaretin finansal
boyutuna dahil olup, Grup tarafından elel alınması öngörülen konular,
ilk toplantının yapıldığı tarih ile 11.5.1998 tarihleri arasında gerçekleştirilen
altı toplantı esnasında değerlendirilmiş ve bu Finansal Çalışma Grubu
Raporu ortaya çıkartılmıştır.
Aşağıda sekiz ana başlık
halinde sunulacak değerlendirmelere geçmeden önce “Türk Finans Sistemi”
hakkında özet bilgiler verilmesinde yarar görülmüştür:
II. TÜRK FİNANS
SİSTEMİ
1-Gruplandırma
Ülkemizde faaliyet gösteren
finansal kurumlar;
i)Para Yaratan Finansal
Kurumlar: T.C.Merkez Bankası, Özel yasalarla kurulmuş bankalar, Ticari
Bankalar ve Özel Finans Kurumlarıdır.
ii) Para Yaratmayan Kurumlar:
Yatırım ve kalkınma bankaları, Kredi ve kefalet kooperatifleri, Posta
çekleri sistemi, Sigorta şirketleri.
iii)Yarı Finansal Kurumlar:
Sosyal Güvenlik Örgütleri, Zorunlu sigortalar.
iv)Hizmet Gören Kurumlar:
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, Altın Borsası, Takasbank, Finansal
Aracı Kurumlar.
olmak üzere olarak 4 grupta
toplanır.
2- Bankaların Mali
Sistemdeki Rolleri
Türk mali sisteminin esası
bankacılık sistemine dayanmaktadır.
Türkiye'de bankalar, ticari
bankalar ve yatırım/kalkınma bankaları olarak iki ana grupta toplanmaktadır.
Ticari bankalar, her türlü mevduat kabulü, dövize yönelik işlemler,
menkul kıymet alım satımı gibi her türlü bankacılık işlemleri yapmaktadırlar.
Yatırım bankaları sermaye
piyasası araçları ile sermaye piyasasında işlem yaparlar. Mevduat kabulü
hariç diğer bankacılık faaliyetleri yanında, şirketlerin güçlü bir mali
yapıya kavuşması ve etkin yönetimi için transfer ve birleşme de dahil
pek çok konuda danışmanlık hizmeti verirler.
Kalkınma bankaları, yatırım
bankalarının yukarıda bahsedilen bankacılık faaliyetlerine ilaveten
kendi fonlarından ve yönetimleri altındaki diğer fonlardan kredi verme
görevini de üstlenirler.
Bankalar hesap sahiplerine
çek ve kredi kartı verebilirler.
Sistemde 75 banka mevcut
olup, 5 'i kamu bankası, 50'si ticari banka, 9'u yabancı banka, 11'i
yatırım bankası olarak faaliyet göstermektedir.,
3- Özel Finans Kurumları:
Bu kurumlar 1983 den beri
faaliyet göstermektedirler. 1983 tarih ve 83/7506 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı ile bu kurumlara Türk Lirası ve yabancı para olarak para toplama
yetkisi verilmiştir. Bu kurumlar bankalar gibi TL ve YP hesaplar açabilmektedirler.
Faiz sistemine karşın, kar-zarara katılma prensibini benimsemişlerdir.
Kar zarar paylaşımı, hesapların getirisine bağlı olarak yapılmaktadır.
Türkiye'de halen 6 adet özel finans kurumu faaliyet göstermektedir.
4- Posta Ofisleri:
Türkiye'de halen 24.860
adet posta ofisi bulunmaktadır.
Posta ofisleri kişi ve
kurumlara posta çeki hesabı açma imkanı sağlayarak, bu çeklerin kullanımı
yoluyla, genellikle telefon ücretlerinin tahsilini, bazı posta hizmetleri
bedellerinin ödenmesini sağlarlar. Posta çeki hesabında komisyon ve
faiz uygulanmamaktadır. Posta çekleri sisteminin İnterbank ödeme sistemleri
ile bir bağlantısı bulunmamaktadır. Posta ofisleri para havalesi işlemleri
yanında, yurt içi seyahat çekleri, döviz değişimi ve yurt dışından gelen
para havalelerinin ödenmesi gibi hizmetleri de gerçekleştirirler.
1996 yılı itibariyle 169.500
adet posta çeki hesabı işlem görmüştür.
5- Ödeme Sistemlerinde
T.C. Merkez Bankasının Rolü
T.C.Merkez Bankası 1930
yılında çıkarılan 1211 sayılı Kanun ile faaliyete başlamıştır.Türkiye'de
banknot ihracı yetkisine TC Merkez Bankası sahiptir.
TC Merkez Bankası, Hazine’nin,
kamu kurum ve kuruluşlarının hesaplarını, bankaların, finansal kurumların
ve uluslararası kuruluşların hesaplarını tutar. Bu hesaplara Merkez
bankası'nca faiz uygulanmamaktadır. Banka'ca hem bu hesaplar arasında
hem de bu hesaplar ile kendi hesapları arasında fon transferi gerçekleştirilir.
Banka takas işlemleri sonuçlarına göre bankaların söz konusu hesaplarını
alacaklandırır ya da borçlandırır.
Takasbank
Takasbank, menkul kıymetlerin
takas ve saklama merkezi olarak çalışmaktadır. 1988 yılında menkul kıymetlerin
takas ve saklanması işlemi ile görevlendirilen ve İstanbul Menkul Kıymetler
Borsasının bir departmanı olarak faaliyet gösteren Takasbank, 1991 yılında
bağımsız bir organizasyona kavuşmuş, 1995 yılında banka şekline dönüşmüş
ve 1996 Ocak ayında da faaliyete geçmiştir.
7- Genel Ödeme Sistemleri
Ödemeler sisteminde kullanılan
ödeme araçlarını genel olarak, Nakit Ödemeler ve Nakit Dışı Ödemeler
olarak iki grupda inceleyebiliriz.
a) Nakit Ödemeler:
Bilindiği gibi merkez bankalarınca bastırılan banknotlar ve madeni paralar
vasıtasıyla yapılan ödemelerdir.
Konumuz gereği bizi daha
çok nakit dışı ödemeler ilgilendirmektedir.
b) Nakit Dışı Ödemeler:
Kağıda dayalı ödemeler,
i)Çekler ve Senetler:
Kağıda dayalı nakit dışı ödemelerdir. Çekler, banka çekleri, posta çekleri
ve kamu kurumlarının çeklerini içerir. Türkiyede en yaygın ödeme aracı
olarak çek kullanılmaktadır. Bankalarası ödemelerin % 51'i çeklerle
gerçekleştirilir, ancak bankalararasında gerçekleştirilen toplam ödeme
tutarlarının % 4.9' u çeklerle yapılmaktadır.
Çek taşıma risklerini
ortadan kaldırmak ve çek takasını hızlandırmak amacıyla isteyen bankalarca
takas işlemlerinin, çeklerin fiziken ibraz edilmeden sadece Çek bilgileri
üzerinden elektronik ortamda yapılması kararlaştırılmış olup, buna ilişkin
düzenleme de tamamlanmıştır. Ankara ve İstanbul Takas Odalarında elektronik
ortamda takas işlemleri 16 Nisan 1998 tarihinden itibaren başlamış olup,
çek takas işlemleri henüz 4 banka arasında elektronik ortamda gerçekleştirilmekte,
diğer bankalar ise eskiden olduğu gibi, takas işlemini fiziki olarak
yapmaktadırlar.
Kişisel posta çekleri
bazı vergi ödemeleri ve taksit ödemeleri için kullanılmaktadır.
1996 yılında, 13 milyon
posta çeki ile 32.351 milyon TL. tutarında işlem gerçekleştirilmiştir.
ii) Kartlar:
Kredi kartları:
Türkiye'de daha çok gıda ve hizmet ödemelerinde kullanılan kredi kartları
nakit dışı ödeme türü olup, pek çok kişi için nakit avans rahatlığı
sağlamakta ve bu özelliği nedeniyle kredi kartı kullanımı giderek artmaktadır.
Türkiye'de, 1996 yılında Visa ve Master Card sayısı 3.137.001'e ulaşmıştır.
1996 yılında, yerli Master
Kard ve Visa Kart kullanımı 788.084 iken bu sayı uluslararası kartlarda
2.348.917'dir. 1995 ten 1996'ya artış oranı %45'tir.
Kart kullanıcıları, kartı
çıkaran kuruluşlara yıllık abone ücreti ve komisyon ödemekle yükümlüdürler.
Banka Kartları (Bankomat)
Banka kartı cari hesap
şeklinde işleyen bir hesaba dayalı olarak ve bu hesap borçlandırılmak
suretiyle nakit para çekmede kullanılan bir kart türüdür. Bazı banka
kartları EFTPOS da kullanılabilmektedir. 1996 yılı sonunda, cari hesaba
dayalı olarak, 15.397.435 adet Banka Kartı sözleşmesi yapılmıştır. Bu
kartlar POS terminalleri ile doğrudan, cari hesaplardan perakende satın
alma, nakit çekme, ATM lerden bakiye sorma gibi geniş bir kullanım potansiyeline
sahiptir.
Ön Ödemeli Kartlar:
Türkiye'de ön ödemeli
kart kullanımı yaygın değildir. Türk Telekom Şirketi tarafından telefon
kullanımı için Telefon Kartları, Doğalgaz ön tahsilatlı satım kartları
ile Metro ve belediye otobüslerinde kullanmak üzere bilet kartları çıkarılmıştır.
III. ELE ALINAN KONULAR
1. ELEKTRONİK
FON TRANSFERİ SİSTEMİ (EFT)
EFT siteminin kuruluşundaki
amaçları;
- Bankalararası güvenli
para transferini sağlamak,
- Bankalararası para transferini
hızlandırmak,
- Merkez Bankası ile yapılan
işlemlerde hız ve kolaylık sağlamak,
- Piyasada nakit dolaşımını
azaltmak,
şeklinde sıralanmaktadır.
Bankalararası EFT sisteminin
gerçekleşmesi ile bankalar;
- Kolay ve etkin biçimde
fon yönetimi yapma,
- Müşterilere hızlı, güvenilir
ve ucuz servis sunma,
- İnsan gücü ve kağıda
dayalı işlemlerde tasarruf etme,
- Bankalararası işlemleri
elektronik ortamda izleme ve bu işlemleri kendi muhasebe sistemleri
ile bütünleştirme,
- Yaygın işlem fırsatı
edinme,
- Yeni hizmetler sunma
olanaklarına sahip olmuşlardır.
Bu sistemle bankalararası
haberleşme de elektronik ortamda gerçekleştirilir.
Sistemin temel özellikleri
ise şöyle sıralanabilir;
- Sistemde ödeme mesajı
gönderilerek yalnızca alacaklandırma yapılabilir. (Direct crediting)
- EFT Sistemi gerçek zamanlı
mutabakat sistemidir. (Real Time Gross Settlement)
- Ödeme, mesaj EFT Merkezinde
işleme alındıktan sonra kesinleşir. (Finality)
- Ödeme geri dönülemezdir.
(Irrevocable)
- Gün sonu ve gün başı
işlemlerinin yapıldığı saatler dışında sürekli hizmet verir.
- Sisteme, bankalar, finans
kurumları ve Merkez Bankası'nca uygun görülecek diğer kuruluşlar katılabilir.
Halen sistemin işletimi
Merkez Bankası bünyesinde kurulu bulunan Ödeme Sistemleri ve İşletim
Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.
EFT sistemi, Nisan 1992'de
44 banka ile işletime başlamış olup, halen katılımcı sayısı 5 tanesi
özel finans kurumu olmak üzere 74'e ulaşmıştır.
Türkiye, dünya genelinde
RTGS ödeme sistemi altyapısını kurmuş sayılı ülkeler arasında yer almakta,
Güney ve Doğu Avrupa'da İtalya ile birlikte RTGS altyapısına sahip iki
ülkeden biri durumundadır.
EFT Sisteminde gerçekleşen
işlemlerin miktar olarak büyük bir kısmını TCMB bünyesinde kurulmuş
bulunan piyasa işlemleri oluşturmaktadır.
Sistemde aşağıda belirtilen
işlemler yürütülmektedir.
- Para piyasası işlemleri
- Açık piyasa işlemleri
- Menkul kıymet piyasaları
işlemleri
- Döviz ve efektif piyasaları
işlemleri
- Döviz devirleri
- Bankalararası fon aktarımları
- Diğer işlemler
EFT Sisteminde, geçen
zaman içinde T.C. Merkez Bankası'nın ve katılımcıların ihtiyaç duyduğu
yenilikleri gerçekleştirebilmek ve dünya genelinde gelişen bankacılık
ve bilgisayar teknolojileri doğrultusunda gerekli iyileştirmeleri yapabilmek
amacıyla T.C.M.B. tarafından EFT İkinci Nesil Projesi yürütülmektedir.
Bu kapsamda, öncelikle,
ülkemiz bankacılık sistemi için vazgeçilmez bir alt yapı haline gelmiş
bulunan ve kullanımı sürekli artan EFT-RTGS Sistemi'nin olağanüstü durumlarda
kesintiye uğramadan çalışabilirliğini tesis etmek amacıyla, halen çalışılan
mekandan farklı bir mekanda "gerçek zamanlı" bir yedekleme
ortamı kurulması öngörülmüştür.
Bununla birlikte, EFT-RTGS
Sistemi'nin daha etkin kullanılabilirliğini sağlayacak olan ve Avrupa
Birliği ülkeleri ödeme sistemlerinde de hedeflenen "Merkezi Kuyruklama",
"Aşamalı Günsonu", "Doğrudan Borçlandırma" işlevlerinin
de, sisteme dahil edilmesi planlanmıştır.
EFT-RTGS Sistemi’nin “gerçek
zamanlı teslimat karşılığı ödeme" modeli ile entegre olarak çalışacağı
Elektronik Menkul Kıymet Transfer ve Mutabakat (EMKT) Sisteminin kuruluş
çalışmaları da son aşamasına gelmiştir.
Diğer taraftan, Avrupa
Para Birliği çalışmaları kapsamında, kuruluş hazırlıkları yürütülen
ve ülkelerin RTGS Sistemlerini arayüzler kullanımı ile birbirine bağlaması
öngörülen "TARGET" Sistemine ileride bağlantı sağlanması amacıyla
da EFT-RTGS Sistemi'nin yeni nesil çalışmalarında gerekli hazırlıklar
yapılmaktadır.
2.ELEKTRONİK PARA
A) Genel:
Dünya üzerinde internetin
gittikçe yaygınlaşması sonucu ticaretin de bu yeni iletişim kanalında
yapılmaya başlaması üretici ve tüketicilere yeni alım ve satım olanakları
sunmuş, buna bağlı olarak da yeni ödeme şekilleri doğurmuştur. Elektronik
para (E-Money) bu gelişmeler sonucu ortaya çıkmış, önemli bir ödeme
aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır.
E-paranın en büyük özelliği
küçük çaplı ödemelerde hızlı ödeme imkanı sağlamasıdır. Ayrıca, E-para
kullanımının yüz yüze gerçekleşmesi gerekmemektedir. Böylece, birbirleriyle
fiziki olarak karşılaşmadan herhangi bir iletişim aracını kullanan alıcı
ve satıcının bir araya gelmesi ve işlemi gerçekleştirmesini takiben
ödemenin yapılması mümkün olmaktadır. Bunun sonucu olarak da para transferlerindeki
gecikmeler, hatalı ödemeler veya yapılmayan ödemeler gibi sorunlar aza
indirilebilmektedir.
Tüm bu uygulamaların gerçekleşebilmesi
içinse güvenlik sorunlarının giderilmesi, gerekli hukuki yapının oluşturulması,
para ve mali politikalarla vergilendirme ile ilgili sistemlerin E-para
kullanımına uygun hale getirilmesi gereklidir.
E-Para, kişide bulunan
elektronik bir araca yüklenmiş bir mali değer veya kişisel fonu ifade
eder. Elektronik araca yüklenmiş olan bu değer kişi aracı kullandıkça
azalır ve yüklenmiş olan değerin bitimi sonucu tekrar değer yüklenilmesi
gerekir. E-para çalışma mantığı ile bir şirketin verdiği hizmete karşılık
olarak yapılacak ödemelerin gerçekleşmesi için tüketiciye verdiği telefon
kartı ve benzeri araçlar arasında benzerlik görülse de E-paranın amacı
bu tür kartlar gibi tek işlemle ilgili bir ödeme için değil her türlü
ödemenin yapılabilmesidir.
E-parayı şu anda yaygın
olarak kullanılan kredi ve borç kartlarından ayıran en büyük özellik,
E-para kullanımı sırasında provizyon veya benzeri bir sorgulama işleminin
olmamasıdır. Kredi veya borç kartları ile yapılan ödemelerde ödeme sırasında
kişinin ödenecek miktarı karşılayacak hesap veya kredi limitinin olup
olmadığı ödeme sırasında kartı veren kurumla bağlantıya geçilerek sorgulanır
ve onay gelmesi halinde işlem gerçekleşir. E-para kullanımında ise ödeme
yapılabilecek miktar kullanılan araca önceden yüklenmiş olduğundan bu
tür bir işleme gerek yoktur. Yapılan işlem internet üzerinden yapılmış
olsa bile bir borç veya kredi kartıyla yapılan ödemede yapılan işlem
bir hesaptan diğerine yapılan bir havale niteliği taşır. E-para kullanılırken
yapılan işlemler ise kullanılan aracın gerekli miktarı ve kişisel bilgileri
içermesi nedeniyle havale niteliği taşımaz. Bu tür bir işlem nakit ödemeye
eşdeğer bir işlemdir, çünkü kullanılan miktar bir banka hesabında değil
kişinin beraberinde bulunmaktadır.
B) E-Para Kullanımının
Avantajları
Avantajlar içinde en önemlisi,
gün boyunca yapılan işlemler sırasında gecikmiş veya hatalı ödemeler
nedeniyle doğabilecek finansal riskleri azaltması veya ortadan kaldırmasıdır.
E-paranın sağladığı diğer
bir avantaj ise çok çeşitli ödeme olanakları sağlaması ve ödemelerin
yüz yüze yapılması zorunluluğunu ortadan kaldırmasıdır. Kişinin ödeme
yerinde bulunması zorunluluğunun ortadan kalkması ise tüketicilerin
daha çeşitli ve çok miktarda alım yapması veya yaptıkları alımla ilgili
ödemelerini zamanında yapmalarını sağlar.
E-paranın, kişiler dışında,
E-para kullanan ve ödemelerde E-para kabul eden kuruluşlara da çeşitli
avantajlar sağlar. Kişilerin zamanında ödeme yapmasını kolaylaştırması
nedeniyle, alacaklarını kolay tahsil edebilmeleri bu avantajların başında
gelmektedir. Böylece, geç ödemeler sonucu doğabilecek nakit akım sıkıntılarını
aza indirmek mümkün olacaktır. Ayrıca, gerekli düzenlemelerin yapılmasını
takiben, kuruluşların vergi, sigorta veya gümrük ödemeleri gibi yasal
yükümlülüklerini de yerine getirmelerinde kolaylık sağlayacak ve bu
ödemelerin zamanında yapılmasını kolaylaştıracaktır.
E-para kullanımı, gerekli
düzenlemelerin yapılması ile kamuya da yararlı olacaktır. Vergi ve gümrük
girdiler gibi yasal yükümlülüklerin sıra veya benzeri geciktirici etkenler
nedeniyle geç tahsili E-para kullanımı sayesinde ortadan kaldırılabilir
ve bu şekilde elde edilecek gelir arttırılabilir.
C) E-Paranın Doğurabileceği
Riskler
E-para kullanımı getirdiği
önemli avantajlar yanında önemli riskleri de beraberinde getirmektedir.
Gelişmiş 10 ülkenin (G-10) E-para hakkında hazırlamış olduğu raporlarda
ve bir çok ekonomistin birleştikleri en önemli tehlike, E-para kullanımının
vergi kaçırmayı kolaylaştırabileceğidir. E-para yoluyla vergi kaçırma
tehlikesini doğuran unsur ise E-paranın sağladığı önemli bir avantaj
olan ödemelerin yüz yüze olmadan yapılabilmesidir.
Bunun dışında doğabilecek
önemli risklerden biri de merkez bankalarının uygulamakta olduğu para
politikalarının E-para kullanımının artmasına bağlı olarak ne gibi değişikliklere
uğrayacağı ve etkilerinin ne şekilde olacağıdır. Çeşitli iktisatçılar,
E-para kullanımının merkez bankalarının uygulamakta olduğu para politikası
araçlarına olan etkilerini ve uygulamalarına verilen tepkileri gözden
geçirmelerinin gerektiğini düşünmektedir. Fakat, halen kullanılan E-paranın
kullanıldığı ülkenin emisyonu içindeki oranının %1’in altında veya %1
civarında olması nedeniyle E-paranın makroekonomik dengeler üzerindeki
etkisine karşılık yeni ve etkin para politikaları ve mali araçların
geliştirilmesi için yeterli zamanın bulunduğu düşünülmektedir.
E-paranın gümrük işlemlerinde
kullanılması sonucu da bazı sorunlar doğabilecektir. Bunların en önemlisi,
ülkeler arasında uygulama farkları sonucu doğacak uyumsuzluklardır.
Bu uyumsuzlukların sebebi ise, ülkelerin farklı gümrük uygulamaları
olabileceği gibi ülkeler arasında uygulanan farklı E-para araçları veya
genel olarak finansal sistemlerin farklılığı da olabilir. Birbirine
uyumsuzluk yaratabilecek bu araçlar nedeniyle bazı gümrük ödemelerinin
gerekli hukuki ve mali düzenlemelerin gerçekleştirilmesine rağmen E-para
yoluyla yapılmasını engelleyebilir. Bu durum E-para kullanımını da etkileyerek
E-paranın yaygınlaşmasını önleyebilir.
E-paranın kullanıcılarına
yaratacağı riskler genel olarak şu anda kullanılan ödeme araçlarının
taşıdığı risklerden pek farklı olmamakla birlikte risklerin oluşum şekilleri
değişmektedir. Şu anda kullanılan ödeme araçlarının çalınması veya illegal
kullanımı sonucu finansal kayıp riski mevcuttur. Aynı risk, E-para için
de geçerlidir. Bunun yanında, kullanılan bilgisayar ağlarına yasal olmayan
yollardan ulaşılması yoluyla E-para sisteminde bulundurulan miktarın
bir kısmının veya hepsinin çalınması ya da bilgisayar sisteminin çalışmasını
durduracak, hatalı çalışmasına neden olacak virüs ve benzeri programların
sisteme girmesi sonucu işlemlerin hatalı yapılması ya da hiç yapılamaması
mümkündür.
Buna ek olarak, sistemin
elektrik kesintisi, hat yetersizliği ve benzeri eksiklikler nedeniyle
çalışamaması veya geçici olarak çökmesi de E-para olarak elde tutulan
miktarların kullanılamamasına ve ödemelerin istenildiği anda yapılamamasına
sebep olabilir. Bu risk şu anda kullanılan ödeme araçlarında da bulunmaktadır
ve taşıdıkları bu risk E-para ile karşılaştırıldığında daha yüksektir.
E-paranın doğurduğu bir
başka risk ise gizlilikle ilgilidir. E-para ile yapılan harcamaların
elektronik ortamda kaydedilebilesi nedeniyle kişilerin yaptığı özel
harcamalara istemleri dışında ulaşılabilmesi mümkün olabilir.
E-para, kullanıcılar yanında,
E-para arz edenler de belli riskler doğurur. E-para arzında bulunanlar,
E-parayı ödeme aracı olarak kabul eden kişiler için bilançolarında genellik
yazılı değerden ödenmesi gereken belli miktarlarda kaynak ayırmalıdırlar.
Bu durumda, E-para yaratılması sonucu, E-para arz edenler varlıkları
üzerindeki pazar ve kredi riskini uyguladıkları politikalara bağlı olarak
arttırırlar, çünkü yaratılan kaynağın varlıklar yoluyla dengelenmesi
gerekmektedir.
Bu tür risklerin yanı
sıra, E-para arz edenlerin arz ettikleri E-para aracına (SMART kartlar
vs.) bağlı olarak müşterileri ile yapmış oldukları garanti anlaşmaları
sonucu çeşitli finansal riskleri de taşımaları gerekmektedir. E-para
arz edenler, E-para kullanıcıları gibi, işlemlerin kesilmesi, sisteme
illegal girişler gibi çeşitli işlemsel risklerle de karşı karşıyadırlar.
Bu tür işlemsel risklerin E-para arz eden kurumun hem finansal hem de
pazar risklerini arttıracağı kesindir. Bunların yanı sıra, E-para sonucu
doğacak finansal, kredi ve pazar risklerinin şu anki mevcut risklerden
daha büyük ve tehlikeli bir risk doğuracağı düşünülmemektedir. Tüm bunların
yanında, risklerin yapısı ve oluşumu geleneksel bankacılık faaliyetlerinden
daha farklı da olabilir. Sistemin ani likidite değişikliklerine karşı
çok daha duyarlı olacağı düşünülürse, E-paranın finansal kurumlara likidite
riski yaratması mümkündür, fakat kredi ve pazar risklerini geleneksel
bankacılıktaki seviyelerinde tutulabilir.
D) E-Money Kullanımı
ile Doğabilecek Riskleri Azaltıcı Politikalar
E-para kullanımında en
önemli risklerden biri finansal kayıp riskidir. Bu riskin en büyük nedeni
ise kullanılan E-para aracının ağ üzerinden illegal erişim veya çalınma
yoluyla kullanılmasıdır. Çalınma ihtimalinin şu anda kullanılan ödeme
araçları için de geçerlidir ve çalınma halinde nakit ve benzeri araçların
çalan kişi tarafından kullanımı daha kolaydır. Bu yüzden, kullanılan
aracın elektronik ortamda yapılan veri transferi sırasında korunması
daha büyük bir önem taşımaktadır. Bu riski azaltmak için kart tabanlı
sistemlerde kullanılan karta küçük miktarların yüklenmesi bir çözüm
olabilir. Ayrıca, E-paranın saklanmakta olduğu elektronik ortama erişimin
engellenebilmesi için çeşitli erişim şifreleri ve araç numaraları kullanmak
gerekecektir. Bu tür bir şifreleme ve numaralandırma işlemi E-para arzının
hangi kurum veya kurumlar tarafından yapılacağına bağlı olarak değişecektir.
E-para arzı özel bankalara bırakılacaksa, her bankanın kullanacağı şifreleme
sistemi farklılık gösterebilecektir.
E-paranın özel sektör
tarafından arzı sonucu, arz eden kurumların güvenilirlikleri ve ticari
itibarları zedelenebilir. Bunun nedeni, bir E-para ürününde doğabilecek
bir hatanın kullanıcılar tarafından diğer kurumlarca arz edilen tüm
E-para ürünlerine de yüklenebilecek olmasıdır. Bunun önlenebilmesi ve
finansal kurumlara olan güvenin azalmaması için bu tür işlemlerde bulunan
kurumların ortak hareket ederek bazı standartlar belirlemesi mümkündür.
Bu tür ortak girişimler Belçika, Kanada, Almanya, İtalya, Hollanda,
İsviçre ve İngiltere’de gerçekleştirilmiş ve E-para arzı gerçekleştiren
bankalar ortak kişisel koruma programları meydana getirmişleridir. Bu
konuda en başarılı sonuçlar İngiltere ve Kanada’da alınmıştır. Ayrıca,
Kanada ve Japonya gibi ulusal kişisel gizlilik yasaları bulunmayan ülkelerde
finansal kurumlar müşteri bilgilerinin finansal işlemlerde nasıl aktarılacağına
dair gizlilik prensipleri ve kuralları geliştirmişlerdir. Bu konuda
bazı ülkeler, perakende ödeme yapılan ağlar üzerindeki işlemleri garanti
eden özel hesap sigortası sistemleri veya benzer garanti olanakları
oluşturmuştur.
Birden fazla kurumun E-para
arzında bulunduğu hallerde doğabilecek bu tür sorunları önleyecek bir
başka politika da tüm kurumlarca arz edilen E-para araçlarının ortak
bir anlaşma çerçevesinde garanti altına alınmasıdır. Böylece, ödeme
aczine düşen bir kurumun E-para aracı diğer kurumlar tarafından kabul
edilerek ödenir. Fakat, bu tür anlaşmalar rekabet ortamını olumsuz etkileyecektir.
Bu tür bir politikanın etkinliği ve gücü ise o ülkedeki finansal kurum
ve pazarların yapısına bağlıdır.
Birleşmiş Milletler Çalışma
Grubu’nun yapmış olduğu çalışmalar ve gözlemlere göre kullanıcılar,
finansal pazarlar, kurumlar ve hükümetlerin uygulayacağı risk kontrol
araçları birbirini tamamlayıcı özellik gösterirler. En temel anlamda,
hükümetler bankacılık ve diğer sektörlerde uygun hukuki çerçeveyi çizerek
konuyla ilgili ana hedeflerini ortaya koymalıdır. Bu açıdan bakıldığında,
E-para araçları hakkında ciddi bir hukuki alt yapı ihtiyacı ortadadır.
Banka hesaplarının sigortalanması
da müşterileri koruma yolunda kullanılabilir. Ülkemizde şu anda da kullanılmakta
olan bu sistem E-paranın güvenilirlik düzeyini arttırabilecektir. Fakat,
ülkemizde uygulanan tüm banka hesaplarının %100 sigortalanması esası
gelecekte bu oranın düşürülmesi halinde doğmuş olan güven duygusunu
zedeleyebilecektir. Ayrıca, bu tür bir sigortalamanın bankacılık sektörü
içerisinde rekabeti azaltıcı yönü olması ve bu oranın düşmesi sonucu
doğacak büyük ve sert bir rekabet ortamında kurumlar arası konsensusun
oluşamaması E-paraya olan güveni çok daha büyük bir oranda sarsabilecektir.
Sisteme olan güveni sarsabilecek
bir başka konu da kişisel bilgilere erişim tehlikesidir. Bu konuyla
ilgili sorumluluk doğrudan E-para arzını gerçekleştiren kuruma aittir.
Bu noktada geleneksel bankacılık ve finans işlemlerinden farklı bir
durum yoktur. Fakat, geleneksel sistemde sisteme fiziki bir ortam dışında
girilmesi mümkün değildir. Elektronik ortam üzerinde çalışan E-para
bilgilerine ise sistemin kullandığı ağa bağlanılarak ulaşılmasına karşı
önlem alınmalıdır.
Bu konuda alınabilecek
önlemlerin başında daha öncede bahsedilmiş olan şifreleme ve araç numaralandırma
gelmektedir. Fakat, bu tür teknik önlemlerin yanında hukuki yaptırımların
geliştirilmesi ve daha ağır hale getirilmesi gereklidir. Buna bağlı
olarak, şifrelendirme için de tek elden şifrelendirme politikası izlenebilir.
Bu yöntemle, kurumların E-para arzı serbest bırakılırken şifrelendirme
işlemi tek bir ortak kurum elinden yapılabilir. Bu ise her bir E-para
aracının farklı bir şifreye sahip olması sonucunda sistemin güvenilirliğini
arttırabilir.
Kişisel bilgilere erişimle
ilgili bir başka sorun ise kişisel gizlilik prensibiyle ilgilidir. Kullanıcıların
E-para yoluyla yapacakları harcama ve ödeme kabulleri sistem tarafından
anında kaydedilecektir. Bu ise, devletin bu harcama ve ödeme kabul verilerine
erişip erişmemesi sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bu sorun hakkında iki
zıt görüş bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, bu verilerin devlet tarafından
incelenerek kişinin vergi kaçırma, kara para aklama gibi illegal işlemlerini
tespit edilebileceğine dair olan görüştür. Burada amaç, kişinin beyan
ettiği gelirle E-para yoluyla yapacağı harcamalar arasında doğacak tutarsızların
incelenmesi sonucu kişinin vergi durumu ve varsa usulsüz işlemleri belirlemektir.
İkinci görüş ise bu verilere
özel veya tüzel hiçbir kişi veya kuruluşun ulaşamaması gerektiğini savunmaktadır.
Bu görüşe göre, kişinin yaptığı tüm harcama ve ödeme kabullerinin kişinin
özel bilgileri olduğu ve kendisinin izni olmadan kullanılamaz. E-para
kullanımının çok düşük seviyelerde bulunduğu göz önüne alındığında bu
görüşü desteklemek olanaklıdır. Bunun nedeni, kişilerin halen çok yüksek
miktarda geleneksel ödeme yöntemlerini kullanmasıdır. E-paranın kullanımının
artarak kişilerin harcamalarında yerinin büyümesi ile bu kullanım verilerinin
önemi artacak ve bu halde ilk görüş daha işlevsel olacaktır.
E-para arzının kimler
tarafından yapılacağı sorunu ise devlet politikaları ve ülkedeki finansal
kurumların ekonomi içerisindeki yerine bağlı olarak belirlenmelidir.
E-para uygulaması yapılacak ülkede bankalar dışında, ekonomideki ağırlıklarına
bağlı olarak, aracı kurumlara, kiralama kuruluşlarına ve banka dışı
diğer finansal kurumlara da e-para çıkrama yetkisi verilebilir. Bu kurumlar
dışında, mal ticareti yapan kuruluşların müşterilerine kendi satış merkezleri
ve ortaklıklarına kullanılmak üzere e-para çıkartması da mümkündür.
Türkiye’de ise finansal işlemlerin çok büyük bir kısmının bankalar tarafından
gerçekleştiriliyor olması e-para arzının bankalar tarafından yapılmasını
daha olanaklı kılmaktadır. Ayrıca, bankalara uygulanan denetim mekanizmalarının
kuvvetliliği ve bireylerin bankalar olan güveni nedeniyle e-para arzının
bankalar tarafından gerçekleştirilmesi e-para araçlarına karşı doğabilecek
güvensizliği azaltabilecektir.
E) Türkiye’deki
E-Para Uygulamaları
Türkiye genelinde borç
ve kredi kartlarının yaygın olarak kullanılmasıyla beraber e-para araçları
Türkiye için yeni bir gelişmedir. Şu anda, çeşitli bankalar e-para araçları
geliştirmektedir. Bu bankaların sayısı, Banka Kartları Merkezi’nin ekim
1997’de yaptığı bir araştırmaya göre 11’dir.
Türkiye’deki en önemli
pilot uygulama ise Akbank tarafından geliştirilmiş olan ve Boğaziçi
ve Orta Doğu Teknik Üniversiteleri Yerleşkeleri’nde kullanılan “Parakart”
adlı bir e-para ürünüdür. Bu ürün, SMART kart teknolojisi kullanılarak
yapılmış, çok amaçlı ve yeniden yüklenebilir bir üründür. Sistem ufak
çaplı ödemelerin yapılabileceği şekilde düzenlenmiştir. Karta yapılan
değer yüklemeleri bir banka hesabından yapılabileceği gibi para üstü
ödenmesi gibi çeşitli ödemeler yoluyla da yapılabilir ve yapılan işlem
bir sisteme bağlı bir POS cihazı ile bankaya aktarılır. Yapılan işlemlerin
aktarımı ise her işlem sonunda ya da gün sonunda toplu olarak yapılabilir.
Bankalar dışında, çeşitli
kuruluşların çıkartmış oldukları elektronik ödeme araçları da halen
kullanılmaktadır. Bu araçlar, Türk Telekom’un çıkartmış olduğu telefon
kartları, Ankara Belediyesi tarafından çıkartılmış olan doğal gaz kartları,
metro ve otobüs kartları ile İstanbul Belediyesi tarafından çıkartılmış
olan AkBil (Akıllı Bilet) ‘dir.
Ülke genelinde elektronik
ticaret yapılıyor olmaması nedeniyle, halen herhangi bir dijital para
aracı geliştirilmemiştir, ancak Haziran 1997’den itibaren Türkiye İş
Bankası, daha sonra da Dışbank ve Akbank internet üzerinde bankacılığa
başlamıştır. Türkiye İş Bankası 1997 sonu itibariyle internet üzerinden
toplam miktarı 25,550,000 ABD Doları bulan 23,000 civarında işlem gerçekleştirmiştir.
Bu bankalara ek olarak, çeşitli bankalar web sayfalarını oluşturmuş
olup 1998 yılı içinde internet üzerinden bankacılık hizmetine başlayacaktır.
3. ELEKTRONİK HİSSE
ALIŞVERİŞİ VE BORSA
Menkul kıymet alım satımında
müşteri emirlerinin internet üzerinden verilmesinde artış gözlenmektedir.
Internet üzerinden müşteri emirlerinin verilmesine mevzuat imkan sağlamakla
birlikte, uyuşmazlık halinde yazılı delil olmaması sakınca yaratabilmektedir.
Sermaye Piyasası Kurulu’nca alınan ilke kararı uyarınca, borsadaki alım
satım işlemlerinde, emirlerin sözlü olarak verildiği hallerde, emrin
varlığı hususunda taraflar arasında doğacak uyuşmazlıklarda; aracı kurumun
kayıtları, ancak faks, ATM kayıtları, bilgisayar ağı yoluyla girilen
kayıtlar gibi her türlü yazılı emir ve mutabakatlar ile ses ve görüntü
kayıtları ve diğer her türlü delil ya da yazılı delil başlangıcı ile
teyit olunabildiği takdirde esas alınacaktır. Aksi halde Türk Ticaret
Kanunu’nun 84’üncü maddesi çerçevesinde aracı kurumun kayıtları, kendi
aleyhine delil oluşturacaktır. Aracı kurumların müşterileriyle akdettikleri
çerçeve sözleşmede, taraflar arasında doğabilecek uyuşmazlıklarda münhasıran
aracı kurumun kayıtlarının esas alınacağına dair hükümler, yukarıdaki
esaslar çerçevesinde geçersiz olacaktır.
Öte yandan, internetin
ve bu çerçevede elektronik ticaretin gelişmesine paralel olarak, sermaye
piyasalarının düzenlenmesi ve denetlenmesinden sorumlu kamu otoritelerinin
özellikle uluslararası halka arzlar üzerindeki kontrolları zayıflamaktadır.
Ayrıca, Uzaktan Erişim
Projesi olarak adlandırılan bir proje ile, borsa emirlerinin borsa
bilgisayarlarına borsa üyelerinin temsilcileri tarafından borsa içerisinde
girilmesinin yanısıra, borsa üyelerinin merkezlerinden ve yurtdışından
girilmesi düşünülmektedir. Bu proje kapsamında teknik altyapı ve sistem
güvenliği ile hukuki ve uygulamaya yönelik sorunlar üzerinde çalışılmaktadır.
Sonuç olarak, elektronik
ticaretin sağladığı olanaklardan sermaye piyasalarında da yararlanılmasının;
ancak yazılı belgenin ortadan kalkmasının yaratacağı sorunlar konusunda
gerekli yasal düzenlemelerin oluşturulmasının; ayrıca özellikle uluslarararsı
halka arzlar konusunda ülke içi düzenlemeler ile ülkeler arasında işbirliğini
sağlayacak anlaşmaların yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
4. SİGORTACILIK
SEKTÖRÜNDE ELEKTRONİK TİCARET
Dünya sigortacılık sektöründe
halen çok fazla yaygın olmasa bile elektronik ticaret, belirli sigorta
ürünlerinin dağıtımında alternatif bir dağıtım kanalı olarak görev yapmaya
başlamıştır. Elektronik ticaretle dağıtımı yapılan ürünler kişisel otomobil
veya düşük bedelli/düşük limitli sağlık sigortaları gibi homojen yapılı
işlemlerdir.
Sektörde elektronik ticaretle
sigorta hizmeti vermenin ayrı bir pazar yaratmayacağı düşünülmektedir.
Ancak elektronik ticaretle varolan pazarın yapısı ve sigorta şirketlerinin
pazar payı dilimlerinin miktarı değişebilecektir. Elektronik ortamda
ticaretten faydalanmayan sigorta şirketlerinin pazar payı dilimleri
de gün geçtikce küçülecektir. Ayrıca elektronik ticaret müşterisi televizyon
ve radyo gibi kitlesel medya ile hitap edilen müşteriden daha uygun
bir hedef kitle olabilmektedir. Çünkü elektronik ortama girip sigorta
şirketine ulaşmak isteyen müşteri kanal değiştirmek isteyen televizyon
veya radyo müşterisinin aksine zaten sigorta şirketlerinin sunduğu bilgiyi
öğrenmeye istekli kişilerden oluşmaktadır.
Diğer taraftan, ülkemizdeki
sigorta sektörünün elektronik ticaret kapsamında değerlendirilmesinde
özellikle sigortacılığın hukuki boyutunu gözönünde bulundurmak yerinde
olacaktır.
Borçlar Kanunumuzdaki
esaslara uygun olarak diğer tüm sözleşmelerde olduğu gibi sigorta sözleşmeleri
de bir “icap” ve “kabul” beyanı ile in’ikad eder. Sigorta sözleşmelerinde
icap, herhangi bir şekle tabi olmayıp genellikle sigorta ettiren tarafından
yapılmaktadır. Ancak, sigorta tekniği ve sigorta sözleşmesinin özelliğinden
dolayı sigorta edilecek menfaat veya sigortanın konusu ile rizikonun
belirlenmiş olması gerekmektedir. Genellikle sigorta şirketleri matbu
talepnameleri sigortalılara vermekte, sigorta ettirenler de bu talepnameyi
doldurmak suretiyle icapta bulunmaktadır. Sigortacı tarafından verilen
bu teklifnamenin hukuki mahiyeti “icaba davet”tir. Bugün için uygulamada
sigorta sözleşmelerinin kurulması için sigorta şirketlerince verilen
telefon numaralarının aranmasının yeterli olduğu durumlarda da icap,
sigorta şirketince yapılan “aleni icap” mahiyetindedir. Ancak, bu icap
mukavelenin tüm esaslı şartlarını ihtiva etmediği takdirde sadece icaba
davet niteliğindedir.
Kısaca belirtmek gerekirse,
sigorta sözleşmesi, hiçbir şekle tabi tutulmamakla birlikte bu sözleşmenin
varlığını yazılı delille ispat etmek suretiyle işlerlik kazanmaktadır.
Sigorta sözleşmesinin ispatı hakkında özel bir hüküm olmadığından genel
hükümlere başvurmak zorunluluğu bulunmaktadır. Genel hükümlere göre
hukuksal işlemin bir şekle tabi tutularak ispatı ya kanun tarafından
veya taraflarca öngörülmüştür. Bu çerçevede, Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu’nun 20.6.1996 tarih ve 4146 sayılı Kanunla değişik 288. maddesine
göre 1.1.1998 tarihinden itibaren 20.000.000 ve 1.1.2000 tarihinden
itibaren de 40.000.000 TL.’yi geçen hukuksal işlemlerin ispatının ancak
yazılı şekilde ispatı gerekmektedir.
Türk Ticaret Kanunu’nun
1295. maddesi uyarınca ise sigorta primlerinin kural olarak akit yapılır
yapılmaz ve poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir. Böylelikle,
sigortacı poliçeyi imzalamak ve primi tahsil etmek suretiyle kabul beyanında
bulunmuş olmaktadır. Bu çerçevede, sigorta sözleşmesi yapılmış olsa
bile poliçe henüz teslim edilmemiş ise prim borcu muaccel olmaz. Sigortacının
poliçeyi verme mükellefiyeti ise Türk Ticaret Kanunu’nun 1267. maddesinde
düzenlenmiştir. Sözkonusu madde aynı Kanunun 1295. maddesi ile birlikte
değerlendirildiğinde sigortacının sorumluluğunun primin veya ilk taksidin
ödendiği tarihten başlayacağı hükmünden hareketle sigorta ettirenin
elinde sigorta poliçesi olmaksızın prim ödemiş olduğu takdirde sigortacının
sorumluluğu cihetine gidebilmesi ispat külfetinin kendisine yüklenmiş
olmasından sakıncalar doğurabilecek bir niteliktedir.
Sigorta sözleşmelerinin
in’ikadı özel şekle tabi olmadığı için sigorta poliçesi veya geçici
ilmühaberin verilmesi geçerlilik şartı olmayıp ispat vasıtasıdır. Ayrıca,
teorik olarak sigorta poliçesi sigorta sözleşmesinin ispatında kullanılacak
tek vasıta olarak kabul edilmemekteyse de sigorta sözleşmesinin poliçe
adı verilen bir senede bağlanması teamül haline gelmiştir.
Ayrıca, elektronik ticaret
alanında rutin işlemler haricindeki işlemlerde tasdik edilmiş olan sigorta
genel şartlarının yanısıra belirli bir sigorta sözleşmesini tarafların
kabulü ile ferdileştiren özel şartların uygulamasında da sorunlarla
karşılaşılabilecektir.
Kural olarak Borçlar Hukuku
anlamında diğer sözleşmeler için geçerli olacak elektronik ticaret alanında
uygulanacak olan hükümler sigortacılık alanında da geçerli olacak hükümler
olacaktır. Ancak, sigorta sözleşmelerinin kendine özgü mahiyeti nedeniyle
bu alanda yapılacak düzenlemelerin yürürlükteki sigortacılık mevzuatına
dahil edilmek ve özel hükümlerin ise uyarlanması suretiyle düzenlenmesi
sözkonusu olacaktır. Sigortacılık sektöründe esas olan güven unsurunun
temini ve sigorta teminatının başlaması, akitten cayma ve sigorta ettiren
ve sigortacının karşılıklı hak ve yükümlülükleri ile ilgili hükümlerin
bu gelişmelerin gözönünde tutularak hazırlanması sektör için önem arzeden
en temel unsurlardır.
Netice olarak, yukarıda
izah olunan hususlarda yapılacak düzenlemeler ışığında sigortacılık
alanında da yeni düzenlemelere, özellikle sigorta sözleşmesinin ispatına
ilişkin hükümler açısından ihtiyaç duyulacaktır.
5. ELEKTRONİK ORTAMDA
VERGİLENDİRME VE VERGİ TOPLAMA
Elektronik ticaret ile
birlikte hem vergi politikası hem de vergi hukuku alanında yeni gelişmelerin
ve sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Elektronik ticaretin vergilendirilmesi
konusuna uluslararası düzeyde ve mümkün olduğunca da mevcut vergileme
ilke ve kavramlarına dayanılarak ortak bir çözüm bulunması fikri genel
olarak kabul görmektedir. Bu amaçla BM, DTÖ ve OECD gibi kuruluşlarda
gerekli çalışmalar başlatılmış bulunmaktadır. OECD Mali İşler Komitesi
bünyesinde oluşturulan Elektronik Ticaret Vergi İdaresi Çalışma Grubu
toplantıları Maliye Bakanlığı tarafından da izlenmektedir.
Elektronik ticaret ile
birlikte ortaya çıkmış ve çıkmaya devam edecek olan problemlerin bütünüyle
mevcut vergi ilke ve kavramları ile çözüme kavuşturulması güçtür. Gelir
üzerinden alınan vergilerde vergileme hakkının belirlenmesi, gelirin
niteliğinin tayini gibi konularda mevcut uluslararası vergileme ilkelerinin
bu çerçevede yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Benzeri
şekilde, harcamalar üzerinden alınan vergilerin uygulanmasında özellikle
dijital hale getirilebilen ürünlerde bazı vergileme sorunları ile karşılaşılması
kaçınılmazdır. Ayrıca, sanal ortamda yapılan işlemlerle ilgili kayıt
düzeni ve vergi denetimi gibi konular da vergi idarelerinin orta ve
uzun vadede gündemini meşgul edecek sorunlar arasında yeralacaktır.
Bu alandaki önemli sorunlardan
biri de sınırötesi satış işlemlerinde KDV uygulamasıdır. Prensip olarak
KDV malın tüketildiği ülke makamlarınca tüketici yerine satıcıdan tahsil
edilmektedir. Böylece pek çok idari masraftan tasarruf edilmektedir.
Oysa İnternet ortamındaki işlemlerde KDV tahsilatı uluslararası yasal
işlemler nedeniyle daha masraflı olacaktır. Gönderilen her paket ayrıca
vergilendirilip, tüketicilerin zaman kaybettirici uzun soruşturmalara
muhatap olmaları ve tecrübesizliklikleri bu alandaki sıkıntıları artıracaktır.
Vergi tahsilatının özelleştirilmesi veya vergi eşiklerinin kaldırılması
muhtemel çözümlerdir. Hizmetlerin vergilendirilmesi ise daha problemli
bir alan olarak ortaya çıkmaktadır. OECD tarafından yapılan araştırmalarda,
örnek olarak alınan birkaç ülke arasında yapılan hizmet ticaretinde
vergi tahsilatının yapılmadığı veya çifte vergilendirme yapıldığı tesbit
edilmiştir.
KDV tahsilatının, etkinleştirilmesi
açısından, vergiye konu mal veya hizmetin arzedildiği yerde yapılması
öngörülmüştür. Bu durumda, İnternet ortamında AB’de satış yapacak bir
Amerikan firmasının AB ülkelerinde vergi kaydı yaptırması veya mali
acentalar kurması gerekmektedir. Alıcıların ise KDV açısından kendi
değerlendirmelerini yapmaları gerekmektedir. Bu tür uygulamalar da işlem
maliyetlerini özellikle küçük satıcılar için artıracaktır. Sonuç olarak
küçük ülkelerin küçük satıcıları İnternet ortamının dışında tutmak zorunda
kalacaktır.
Bu alanda tartışmaya açık
diğer bir alan şirket vergileridir. Şirket vergileri söz konusu olduğunda,
şirketin fiziksel olarak o ülkede bulunması veya işini o ülkede icra
ediyor olması gereklidir. Elektronik ticaret bağlamında bu tanım anlamsız
kalmaktadır. Bulunduğu ülkedeki bir İnternet adresinden bir bilgisayar
yazılımı aynı ortamda kendi bilgisayarına kaydeden kişinin yaptığı işlemde
hangi adres vergilendirilecektir. Bu nedenle ülkelerin işin icra edildiği
adresi (business establishment) İnternet ortamını dikkate alarak yeniden
tanımlamaları gerekmektedir.
Bazı ekonomistler işlemin
kendisinden ziyade iletilen verinin vergilendirilmesi önermektedir.
Bu teoriye göre uygulanacak ‘bit vergisi’ gelir ve tüketim vergisinden
kaçınılmasını engelleyecektir. Herşeyden önce veri akışını doğru ölçmek
çok güçtür. Ayrıca iletilen veriye değer biçmek ve neyin vergilendirilip
neyin vergilendirilmeyeceği belirmeme konusunda problem vardır. Bu şekilde
düşük ve yüksek değerli ürünleri ayırdetmek mümkün değildir.
Elektronik ticaretin vergilenmesi
konusunda diğer ülkeler ile ortaklaşa bir çözüm arayışı gerekli olmakla
birlikte ulusal düzeyde de alınması gereken önlemler bulunmaktadır.
TBMM’de bulunan yeni vergi tasarısı yasalaştığı takdirde özellikle sanal
ortamdaki kayıtların geçerliliği ve kontrolü konusunda önemli bir aşama
kaydedilmiş olacaktır.
DTÖ; 1998 yılı Mart ayında
‘Elektronik Ticaret ve DTÖ’nün Rolü’ başlıklı bir belge yayımlamıştır.
Adı geçen belgenin ‘Vergilendirme Konuları’ bölümünde; elektronik ticaretin
vergilendirilmesinin, basit ve piyasaları bozmayacak kurallar çerçevesinde
yapılmasının gereği vurgulanmaktadır.
OECD, elektronik ticaretin
vergilendirilmesi için aşağıda belirtilen temel kuralları geliştirmiştir:
1- Sistem, benzer ticari
işlemleri aynı ortamda gerçekleştiren vergi mükellefleri için aynı şekilde
işlemelidir.
2- Sistem basit olmalıdır:
vergi otoritelerinin idari masrafları ve mükelleflerin işlem masrafları
minimum düzeyde olmalıdır.
3- Konulacak kurallar,
vergi mükellefleri açısından, yapılan işlemler sonucunda ödenmesi gereken
vergilerin miktarları ve vergilerin ne zaman kimin hesabına geçeceği
konusunda açık olmalıdır.
4- Benimsenecek sistem
etkin olmalı, doğru orandaki verginin doğru zamanda tahsil edilmesini
ve vergi kaçaklarının minimize edilmesini sağlamalıdır.
5- Ekonomi ortamını bozucu
uygulamalardan kaçınılmalı, firmalar vergi mülahazalarından ziyade ticari
mülahazalarla teşvik edilmelidir.
6- Sistem, vergi kurallarının
teknolojik ve ticari gelişmelere uyum sağlayabileceği esneklikte tesis
edilmelidir.
7- Ülkelerin benimseyeceği
vergi düzenlemeleri ve uluslararası vergilendirme prensiplerinde yapılması
muhtemel değişiklikler, ülkeler arasında, özellikle gelişmiş ve gelişmekte
olan ülkeler arasında, internet bazlı vergilerin adil bir şekilde paylaşılmasını
temin edecek şekilde yapılandırılmalıdır.
7-9 Ekim tarihlerinde
Ottawa’da yapılması planlanan Elekronik Ticaret Bakanlar Konferansında
tartışılmak üzere çerçeve koşulların belirlenmesi için OECD Mali İşler
Komitesi çalışmalarını sürdürmektedir.
5. ULUSLARARASI
KURULUŞLARDA ELEKTRONİK TİCARET ÇALIŞMALARI
G7 Bakanlar toplantısı
(Şubat 1995), Midrand konferansı (Mayıs 1996), UNCITRAL’in benimsediği
elektronik ticaret ‘Model Kanunu’ (1996), Bonn Bakanlar Konferansı (
Temmuz 1997), ITU ‘Telekom Interactive Event’ (Cenevre, Eylül 1997),
ISO Küresel Standartlar Konferansı, OECD Turku konferansı (Kasım 1997),
TABD (Trans-Atlantic Business Dialogue) (Roma), Medya Kitle Politikası
Avrupa Bakanlar Konferansı (Selanik, Aralık 1997), APEC (Vancouver,
Kasım 1997), AB-ABD(Vaşington), AB-Japonya (Tokyo, 1998) zirveleri elektronik
ticarete ilişkin konuların ele alındığı muhtelif platformlardır.
GATS (Hizmet Ticareti
Genel Anlaşması) bünyesinde sürdürülen çalışmalar, hizmetlerin elektronik
ortamda verilmesi durumunda bir uyarlama yapmak gerekip gerekmeyeceği
konusunda odaklanmaktadır. Hizmet ticareti alanında daha liberal bir
ortam oluşturulması için müzakerelerinin 2000 yılından önce başlatılması
planlanmıştır. DTÖ ‘rekabet ve ticaret’çalışma grubu, elektronik ticareti
de kapsayacak çalışmalara yönelmiştir.
AB Komisyonu bir uluslararası
sözleşmenin elektronik ticareti kolaylaştıracağını düşünmektedir.
Komisyona göre Sözleşme;
Küresel elektronik pazarın
önündeki engellerin kaldırılması için çok taraflı bir koordinasyon anlayışı
getirmeli,
Yasal açıdan bağlayıcı
olmamalı,
Mevcut uluslararası
organizasyonların çalışmalarını gözetmeli,
Özel sektörün ve ilgili
sosyal grupların katılımıını desteklemeli,
Daha yasal biçimde şeffaflığa
katkıda bulunmalıdır.
Bank of International
Settlements (BIS), son yıllarda yaygınlaşan elektronik ödeme araçlarıyla
ilgili olarak, eletronik paraları piyasaya süren kuruluşların yasal
bir ortamda faaliyet göstermesi, tüketicinin korunması, yasaları dikkate
alarak, ortaya aşağıda belirtilen temel varsayımları koymuştur. BIS’ın
elektronik para çalışma grubu; elektronik para ürünlerinin kullanımı
ve geliştirilmesi için ulusal politikalar geliştirilmesiyle birlikte,
tüketici, yasaların empoze edilmesi ve denetleme konularını ele almıştır.
Bu konuda geliştirilen düşüncelerin formülasyonu şeffaflık, finansal
bütünlük, teknik güvenlik ve elektronik paranın yasalara aykırı biçimde
kullanılması veya çalınması gibi önemli konulara ışık tutacaktır.
Birleşmiş Milletler’de
elektronik ticaret konuları, ticaretin kolaylaştırılması bağlamında
ele alınmaktadır. Avrupa Ekonomik Komisyonuna bağlı olarak çalışan Yönetim,
Ticaret ve Ulaştırma İşlemlerinin Kolaylaştırılması Merkezi - CEFACT(Centre
for Facilitation of Practices and Procedures of Administration, Commerce
and Trade) bu alandaki çalışmaları yürütmektedir.
6. ÜLKE DENEYİMLERİ
Macaristan
Macaristan’da ticaret
ve sanayi dünyasında, EDI ticareti kolaylaştıran bir sistem olarak pek
kabul görmemektedir. Sektörlerarası ilişkiler ve ticari bağlantılarda
geleneksel metodlar kullanılmaktadır. Bilgisayar destekli tasarım ve
üretim bazı sektörlerde bir şekilde kullanılmaktadır. Ancak, sözkonusu
sektörlerde bilgisayar destekli üretim faaliyetleri içinde cerayan ettikleri
alanla sınırlı kalmakta ve diğer sektörlerle ilişkilendirilmemektedir.
Şu anda ülkede mevcut olan bilgisayarla üretim (computer-integrated
manufacturing, CIM) sistemi Macaristan’da önemli bir oranda araştırma
ve geliştirme potansiyelinin olduğunu göstermektedir. CIM sisteminde
kullanılan bilgisayar donanımı ve yazılımı ülke içinde üretilmiştir.
Hükümet yabancı firmaların
yardımı ile EDI sistemine dayalı enformasyon yönetim sistemlerinin belirli
sektörlerde, ticaret, sanayi ve tarım sektörlerinde kullanımının yaygınlaştırılması
amacı ile çeşitli girişimlerde bulunmaktadır. Sözkonusu yardımlar Dünya
Bankası ve AB Komisyonu tarafından Macaristan’a sağlanmaktadır. Her
iki kuruluşda piyasalar hakkında araştırmalar yapmışlardır Macaristan’ın
ne tür bir enformasyon sistemine sahip olması gerektiği konusunda çalışmalarda
bulunmuşlardır. AB özellikle tarım sektörü ile ilgilenmektedir. Dünya
Bankası ise tarımsal girdi kullanan sanayi sektörleri yanında, tüketim
ürünlerine ilişkin rekabetin geliştirilmesine ilişkin tedbirleri geliştirmeye
çalışmaktadır. Bu arada, Ulaştırma, Haberleşme ve Su Bakanlığı (MTCW)
EDI standartlarının hizmetler, özellikle de ulaştırma sektörüne uyarlanmasına
yönelik olarak AB tarafından desteklenen bir araştırma projesini gerçekleştirmektedir.
Hong Kong
Hong Kong deneyimi tamamı
ile özel sektör inisiyatifinde gerçekleştirilen bir deneyim olması açısından
diğer ülke deneyimlerinden ayrılmaktadır. Siyasi belirsizlik ortamına
karşın Hong Kong Tradelink projesini gerçekleştirebilmiştir. Hong Kong,
Singapur ile birlikte EDI uygulamasına 1980’lerde başlamıştır.
1996 yılında ulaştırma
ve dağıtım sektörleri Tradelink’e almaşık olarak Cargonaut adında bir
sistem geliştirmişlerdir. Sözkonusu iki sektörün Tradelink’ten ayrılması
sözkonusu sistemin zayıflamasına neden olmuştur. Tradelink’e ilişkin
gelişmeler Singapur ve Hong Kong hükümetlerinin yaklaşım farklılıklarını
vurgulaması açısından ilginçtir. Singapur hükümeti müdahaleci bir yaklaşım
içinde olduğundan belirli bir istikametteki gelişimi desteklemiştir.
Singapur’un TradeNet EDI hizmetinin başarılı olmasının gerisinde Singapur
hükümetinin teşvik ve desteği vardır. Hong Kong ise laissez faire bir
yaklaşım içindedir. Hong Kong’da Elektronik ticaretin özel sektör işine
yarayacağı varsayımı ile gerekli girişim ve yatırımaların özel sektör
tarafından gerçekleştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.
Brezilya
Brezilya’nın elektronik
ticarete ilişkin tecrübesi bankacılık sektöründe başlamıştır. Ülkede
elektronik ticarete ilişkin yaşanan iki problem vardır. Bunlardan ilki
kamu ve özel sektörün konu ile ilgili olarak bir işbirliği içinde olmamalarıdır.
Diğer sorun ise elektronik ticarete ilişkin merkezi bir birimin yaratılamamış
olmasıdır. Sözkonusu iki sorun nedeni ile birbiri ile paralellikler
gösteren birçok proje başlamış ve teknoloji alanında ise birbiri ile
çelişkili projelerin geliştirilmiş olmasıdır. Bir anlamda, işbirliği
eksikliği nedeni ile kamu ve özel kesim birbiri ile uyumlu olmayan projeler
gerçekleştirmişlerdir.
Bankaların bazıları kendi
içlerinde ve diğer bankalardan bağımısız bir bilgisayar ağı ile faaliyetlerini
belirli standartlara uygun olarak, elektronik ortamda gerçekleştirmektedirler.
Çok sayıda banka elektronik bankacılık yapmasına karşın EDI standartlarını
kullanmamaktadır. Buna karşılık özellikle piyasalarda dalgalanma dönemlerinde
firmalar için son derece önemli işlemler kağıt kullanılmadan ve süratli
bir şekilde gerçekleştirilmektedir.
Bankalararası network
(Interchange) ise 1980’lerde ülkede faaliyette bulunan 240 bankadan
70’ i arasında kurulmuştur. Şu anda ise Unibanco, Citibank ve Banco
Real isimli üç banka tarafından kurulan Interchange adındaki bankalararası
networkte ayda yaklaşık 10 milyon işlem gerçekleştirilmektedir. Burada
gerçekleştirilen işlem bankacılık sektöründeki toplam işlemlerin yüzde
40’ına tekabül etmektedir. Sözkonusu sistem, kullanıcılar açısından
UN-EDIFACT standartlarına uyumlaştırılmış bir sistemdir. Ancak, sistem
bankalararasında özel bazı formatlar kullanılarak işletilmektedir. Henüz
merkez bankası ile herhangi bir banka arasında network yoktur.
Sistem şu anda 650 sanayi
kuruluşu ve 15.000 kadar kullanıcı tarafından kullanılmaktadır. Kullanıcıların
yüzde 15’ i UN-EDIFACT standardına geçilmesini istemektedirler. Bankalar
Birliği mevcut standartların ve bunun yanında EDIFACT standartlarının
kullanımını desteklemektedir.
Telekomünikasyon sektörü
şu anda libere edilmiş durumdadır. Buna karşılık telefon hizmeti devletin
kontrolü altındadır. Embratel adındaki telefon şirketi 1995 yılında
EDI standartlarını benimsemiştir. Sözkonusu şirket elektronik posta
işlemlerini gerçekleştirmektedir. Ayrıca, Embratel ülkede internet hizmeti
veren yegane kuruluştur. Gümrüklerde EDI standartlarına geçilmesine
ilişkin olarak ise Brezilya Federal Hükümeti bir çalışma başlatmış durumdadır.
EAN Brezilya (EAN-European
Article Numbering) 1993 yılından bu yana ticari EANCOM (European Article
Numbering Communication) mesajlar seti geliştirmektedir. EAN Brezilya
şu ana kadar 60 firmanın EDI kullanımına geçmesine yardım etmiş durumdadır.Şu
anda yeni EAN girişimeleri de başlatılmıştır. 1996 yılı sonuna kadar
hedeflenen 350 kullanıcıya erişmektir. Büyük şirketler yanında orta
ölçekteki şirketlerin yüzde 20’sinin sisteme çekilmesi hedeflenmektedir.
EAN Brazil şu anda Brezilya kodlarının EANCOM ve EDIFACT mesajlarına
dönüştürülmesi ile de ilgilidir.
Büyük sanayi kuruluşları
ve non-governmental kuruluşlar elektronik ticarette önemli roller üstlenmişlerdir.
Elektronik ticaretin hukuki alt yapısının hükümet tarafından henüz oluşturulmamış
olması şu anda bir problem olarak gündemdedir.
Özetle, Brezilya ekonomisinde
enflasyon bankacılık sektörünün diğer sektörlerden önce elektronik ticarete
geçişine neden olmuştur. VANS sisteminin gelmesi mali aracıların büyülk
ölçüde ortadan kaldırılmasına neden olmuştur. Elektronik ticarette özel
sektör ve bazı büyük sanayi firmaları öncülük rolünü üstlenmiş durumdadırlar.100
ila 200 arasında kullanıcı olmasına karşılık kullanıcı sayısının hızla
artmakta olduğu gözlenmektedir. Şu anda eksik hususlar; elektronik ticaret
yasası, gümrüklerin sistem dışı olması ve merkez bankası ile bankalararası
bağlantı olarak gösterilmektedir.
Singapur
Singapur Network Servisi
(SNS) 1986 yılı Aralık ayında Singapur Ulusal Bilgisayar Kurulu’ndan
beş kişi ile çalışmalarına başlamıştır. Amaç, Singapur’un uluslararası
piyasalarda rekabet gücünün yükseltilmesidir. Ticaret, EDI için bir
hedef sektör olarak belirlenmiştir.
SNS projesi, Tradenet
servisi ile birlikte 1988 Ocak ayında 50 şirketten oluşan bir pilot
grup ile başlatılmıştır. Tradenet’in amacı tacirlerin kişisel birlgisayarları
ile ithalat ve ihracat işlemlerini gerçekleştirebilmeleridir. İşlem,
deklarasyon yolu ile gerçekleştirilmektedir. Deklarasyonda EDI teknikleri
kullanılmaktadır. Deklarasyon, ticarete konu olan malın niteliğine göre
çeşitli hükümet birimleri arasında dolaşmakta ve yaklaşık 15 dakika
içinde tamamlanmaktadır. Sisteme 20 kontrol birimi dahildir. Mesajın
kabulünden sonra tacir print almakta ve imzalanan belge kargoya iletilmektedir.
Nihai kullanıcılar SNS
tarafından geliştirilen bir yazılım kullanmaktadırlar. Nihai kullanıcılar
yüzde 50 oranında maliyetlerden tasarruf etmektedirler. Verimlilik artışının
ise yüzde 20 ila 30 arasında değiştiği tahmin edilmektedir.
Singapur’da dış ticarete
ilişkin malların gümrüklerde beklemeleri gerekmemektedir. Elektronik
ortamda işlemleri yapılan mal daha gümrük işlemleri tamamlanmadan alıcıya
ulaştırılmaktadır. Mal alıcıya ulaştıktan sonra sözkonusu mala ilişkin
işlemler tamamlanmaktadır. Bu tür bir uygulama coğrafi anlamda küçük
bir ülke olan Singapur için önemlidir. Malların sevki oldukça kısa bir
zaman diliminde gerçekleştirilebilmektedir. EDI kullanımı ile Port of
Singapore dünyada en hızlı mal sevkinin gerçekleştiği liman olma özelliğine
sahip olmuştur.
7. ELEKTRONİK VERİ
DEĞİŞİMİ(EDI-ELECTRONIC DATA INTERCHANGE) ELEKTRONİK KONŞİMENTO
A) EDI Nedir ?
EDI, farklı kuruluşlardaki
uygulamalar arasında yapısal veri değişimi şeklinde tanımlanmaktadır.
Bu tanımda yer alan yapısal veri değişimi, EDI’ın iş dünyasında kullanılan
kağıt belge değişiminin yerine geçtiği anlamına gelir ve Elektronik
Ticaret konusu ile doğrudan ilgilidir. EDI uygulamalarında veri, yapısal
bir formatta transfer edilmektedir. Bu formata EDIFACT (İdari, Ticaret
ve Nakliyata İlişkin Elektronik Veri Değişimi) adı verilir ve dünya
çapında ticaretin kolaylaştırılması konusunda kurulan BM 4.Çalışma Grubunun
bir girişimidir. Yaklaşık on yıl önce, uluslararası ticaretin etkinliğini
artırmak amacıyla, ticari verilerin içeriğine elektronik yoldan ulaşabilmek
için bir dünya standardına gereksinim duyularak bu girişim başlatılmıştır.
Standartlaşma süreci ise UN/EDIFACT formatına ilişkin ISO standardlarının
ilk yayınlandığı 1987 yılında başlamıştır .
EDI ;
Hızlı ve doğru veri akışını,
Daha etkin denetim yöntemlerinin geliştirilmesini,
Üretkenliğin ve karlılığın artmasını,
İş ilişkilerinin geliştirilmesini,
Müşteri memnuniyetinin ve rekabet
gücünün arttırılmasını sağlayacaktır.
B) EDI’nin Kullanım
Alanları;
Ticaret alanında; endüstri,
üretim, finans, bankacılık, sigortacılık,
Ulaştırma alanında;
kara, demir, hava, denizyolu, dağıtım, yer hizmetleri ve depolama,
Kamu sektöründe; gümrük,
uluslararası ve ulusal ticaret, istatistik,
alanlarında kullanılmaktadır.
EDI'nin en önemli kullanım
alanlarından olan dış ticaret sektöründe EDI kullanımı ile gümrük idaresi
ile gümrük partnerleri (ithalatçı/ihracatçı şirketler, gümrük komisyoncuları),
bankalar, diğer kamu kuruluşları ve uluslararası kuruluşlarla elektronik
olarak veri alışverişi sağlanmaktadır.
C) EDI’ nin Karşılaştığı
Kanuni Problemler ve Elektronik Konişmento Kullanımına Genel Bir Bakış
Bir kaç yıl önce Amerika’da
yapılan bir araştırmaya göre uluslararası ticari muamelelerde yaşanan
dokuman karışıklıklarının maliyeti, bu işlemlere konu eşyaların FOB
değerinin %20 sine ulaşmaktadır. Bu değerin bir kaç puan azaltılması
bile çok büyük meblağlardaki paranın tasarruf edilmesini sağlayacaktır.
İşte bu nedenle kağıdın, bilgisayarlar arası iletişim ile yer değiştirmesi
bu maliyetlerin azaltılması için olası bir method olarak görülmektedir.
Ortaya çıkan bu sonucu ise “elektronik ticaret”, “bilgisayar destekli
ticaret” veya “elektronik veri değişimi” olarak isimlendiriyoruz.
EDI’ın sahip olduğu potansiyeli
tam anlamıyla kullanabilmek için ele alınması gereken bazı kanuni noktalar
bulunmaktadır. Elektronik ticarete konu olan işlemlerin gittikçe fazlalaştığı
günümüzde yaşanan problemlerden kurtulmak için iki seçenek karşımıza
çıkmaktadır. Bunlardan birincisi mevcut sistemi işlemlerin elektronik
ortamda yapılmasına uygun hale getirmek için yeniden düzenlemektir.
Bu yaklaşım uygun bulunduğu takdirde mevcut kanuni sistemlerde çarpıcı
değişiklikler yapılması gerekecektir. Diğer yandan ikinci seçeneğimiz
ise mevcut kanuni sistemi bazı ufak düzenlemeler yaparak muhafaza etmek
ve elektronik mesajların “noksanlıklarına” teknik çözümler bulmaktır
(Örneğin, mesajların doğruluğunu sağlamak için kullanılacak şifreleme
methodları ve “elektronik imza”lara ilişkin çalışmaların yapılması).
Bu ikinci sistem kanunlarda minimum değişikliği getirirken mevcut kurallara
uyacak teknik standartlar için genel bir anlaşma zemininin oluşturulmasını
gerektirir.
Konişmento, eşyanın mülkiyetini
temsil eder ve ayrıca belge konusu eşyanın taşıma sözleşmesi olarak
da kullanılır. Belgenin içerdiği detaylı bilgiler hukuki olarak değerlidir
ve kanuna uymayan değişikliklerin fark edilebilmesi için hayati bir
önem taşır. Ciro edildiği zaman mal el değiştireceğinden bir tane olması
nedeniyle de aynı derecede önemlidir. Kağıt, konişmento mesajlarının
taşınması için mükemmel bir araç değildir. Konişmento üzerinde değişiklikler
yapıldığı bilinmektedir ve sahtekarlık her kanuni sistemin üzerinde
uzun uzadıya düşünmesi gereken bir olasılıktır. Bununla beraber kağıt
üzerinde fark edilemeyecek bir değişiklik yapılması kolay değildir.
Bu nedenle kağıt belgelerin doğruluğundan makul bir oranda emin olunabilinir.
Kağıdın ayrıca belli bir
zaman içinde ancak bir yerde olmak gibi hayranlık verici bir özelliği
vardır. Bir belgenin orjinalinin belli bir anda belli bir yerde olması
akla uygun gelmektedir, ancak aynı şey bir elektronik mesaj için düşünüldüğünde
durum değişmektedir.
Eğer konişmento gibi belgelerin
yerini alacak elektronik dokumanlara izin verecek hukuki rejimler tasarlayacaksak
şu üç problemi çözmemiz gerekecektir:
Elektronik mesajın doğruluğu,
Elektronik mesajın içerdiği
kimlik bilgileri,
Elektronik mesajların
tek (orjinal) olması.
Yukarıda belirtilen bu
problemlerin çözümü için ise karşımıza iki şeçenek çıkmaktadır. Birinci
yaklaşımda, buna kısaca aracı kurum yaklaşımı da diyebiliriz, temel
ilke uluslararası ticaret işlemleri için güvenilir kurumların tayin
edilmesidir. Uluslararası bir işleme taraf olanların bu güvenilir kurum
aracılığı ile haberleşmeleri sağlanacak ve kurum haberleştiği tarafın
kimliğini garanti etmekten sorumlu olacaktır. Aynı zamanda mesajın doğruluğu
da aracı kurum tarafından sağlanır. Mesajın tek (orjinal) olma problemi
de aracı kuruma mesajın kimde olduğu sorularak çözülür.
İkinci yaklaşım ise teknik
bir çözümdür. Mesajın, kendi içinde değiştirilmediğine dair delilleri
taşıyabilmesi mümkün müdür? Acaba bir mesajın ikna edici bir şekilde
“ben olmam gereken gibiyim” demesini sağlayabilecek düzenekler kurulabilir
mi? Bu sorunun cevabı kamu anahtar şifrelemesinde yatmaktadır.
Bu sistemin önemli özelliği
mesajın gönderen tarafından gizli bir anahtar ile şifrelenmesi ancak
herkesçe bilinen bir anahtar ile açılabilmesidir. Mesaj, gönderenin
kimliğini içeren basit bir yazı içermektedir. Eğer gönderenin genel
anahtarı o mesajı deşifre edebiliyorsa o zaman bu mesajın o kişi tarafından
gönderildiği ispatlanır. Aynı şekilde mesajın içeriği değiştirlemez
çünkü gönderici genel şifre ile açılan mesajı bu şekilde açılacak biçimde
şifrelemeyi bilen tek kişidir.
8. KAMBİYO UYGULAMALARI
AÇISINDAN ELEKTRONİK TİCARET
IV. SONUÇ